Henüz liseli olduğum yıllarımdan bir anımı yıllar önce şöyle dercetmiştim:
"Bir bayram sabahı uyanmışım ki 'radikal' olmuşum. Hiç kimseyle bayramlaşmaya niyetim yok. Suratım da sirke satıyor, o biçim. Babam, 'N'oldu oğlum, neden bayramlaşmak istemiyorsun bizimle?' diye sorunca, Filistin'den girmiş Afganistan'dan (O sıralar Afganistan daha yeni işgal edilmişti) çıkmıştım. 'Kardeşlerimiz zulüm altındayken bayram yapmak da neymiş!' yollu bir cümleyle de sözümü bağlamıştım. Babam gülümseyerek, 'Manyak mısın oğlum' dedi, 'Afganistan'ı ben mi işgal ettim!.."
Takdir edersiniz ki ilk gençlik yıllarında "geleneğe" isyan doğaldır. Her şeyden evvel düşünceler tastamam oturmamıştır.
Sonraları idrak ettim:
Bayram 'vur patlasın çal oynasın' demek değildir; Ramazan orucuna mündemiç ödül mesabesinde bir "ibadettir."
Haliyle bugün ilk önce zülüm altında olan Müslümanların yardımına koşanların bayramlarını tebrik ederim.
***
Soru şudur: Maazallah bir gün Gazzeliler gibi zor duruma düşersek yardımımıza ilk kim koşar?
Mübarek bayram günü nerden mi çıktı bu soru? Hayır, distopik fütüroloji manyağı değilim, hiç işim olmaz.
Geçen hafta Beyaz Saray'da düzenlenen Yunan Bağımsızlık resepsiyonunda Amerika Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu Elpidoforos ABD Başkanı Trump'a hitaben, "Bana Büyük Roma İmparatoru Büyük Konstantin'i hatırlatıyorsunuz. Bu imparator, benim doğduğum yer olan muhteşem Konstantinopolis şehrini kuran ve inşa eden kişidir. Bu yer bugün İstanbul olarak bilinmektedir…" dedikten sonra, Haç hediye ettiği Trump'a "Git ve zafer kazan…" ifadesiyle İstanbul'u hedef göstermesi üzerine aklıma bu soru düştü.
Hamasetle malul bir karakterim olsaydı, Trump'ın mahut Başpiskoposa, "Bir papazı ellerinden alana kadar akla karayı seçtim, İstanbul'u nasıl alacağım!" dediğini hayal eder, mutlu olurdum.
Tam aksine, endişelendim…Endişem, Trump'ın mezkûr resepsiyon dolayımında 25 Mart'ı Yunanistan Bağımsızlık Günü olarak resmen duyuran bildiriyi imzalamasından değil, o melun Başpiskoposun gösterdiği hedef ile dünya çapındaki tarihçimiz Halil İnalcık'ın bir anısının örtüşmesinden kaynaklanmıyor.
Merhum İnalcık Hoca, Münih'te 1958'de katıldığı Bizantinistler kongresinde, sonradan Papa XVI. Benedictus olacak olan dönemin Bavyera Kardinalinin, "Ayasofya'nın kubbesi üzerinde Hristiyanlığın yıldızı parlayacak..." dediğini nakletmiş, ardından da şöyle devam etmişti:
"Bunu söylediği zaman bütün o sözde ilim adamları, Bizandinistler ayağa kalktı. Dakikalarca alkışladılar... Ben bunu unutmuyorum!.."
Hocanın unutmadığını unutursak, Elpidoforos misali hatırlatırlar!
***
Sorumuza dönelim: Maazallah bir gün Gazzeliler gibi zor duruma düşersek yardımımıza ilk kim koşar?
Duvarlara "Zulüm 1453'te başladı" diye yazanlarla mesafe koymayan "yurttaşlarımız" kuvvetle muhtemel yardım yerine yine bankamatiklere koşacak veya yurt dışına kapağı atmak için kırk takla atacaklardır.
"İçişlerinizi düzenlemezseniz dış müdahale kaçınılmaz olur…" diyen "devlet büyüklerimizin" ne yapacağı hakkında da hiçbir fikrim yok.
Emin olduğum şudur: İlkin Yemen, Yemenliler yardımımıza koşacaklardır.
Onlar ki, dünyalık hiçbir hesap yapmadan, aç biilaç hallerine bakmadan Gazze'nin yardımına koşanlardır…Onlar ki "Bütün dünyanın müstekbirleri toplanmış olanca korkunç silahlarıyla üzerinize saldıracaklar!.." denildiğinde, "Allah bize yeter o ne güzel vekildir" diyerek direnişten zerre miskali geri adım atmayacak olanlardır…Onlar ki, "Biz yardıma muhtaç haldeyken nasıl yardıma koşarız!" demeyenlerdir… Onlar ki ölümü öldüren yaşayan şehitlerdir… Onlar ki yardıma muhtaç olanın rengine, derisine, diline, meşrebine, mezhebine bakmayanlardır… Onlar ki onca zulme rağmen Rablerine verdikleri söze sadık kalmış, ayakları üzerinde sabit durmayı bilmişlerdir…
Herkesten evvel onların bayramları mübarek olsun.
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.