‘Demokrasinin çalışma koşulları ve ücretle bağı henüz tam kurulamadı’ - Evrensel

Murat Uysal

‘Boykot’, milyonların ekonomik ve siyasal baskılara karşı başlattığı eylemler sırasında ilk kez CHP Genel Başkanı Özgür Özel tarafından dillendirildi. Daha sonra Saraçhane’deki eylemlerin sonlandırılması, araya giren bayram tatili, yüzlerce gencin tutukluluğunun sürmesi gibi nedenlerle ‘tüketim boykotu’ eğilimi yaygınlaştı. İktidarın ve patronların boykot karşısında art arda gelen açıklamalarla ortaya çıkan telaşını görenler, “Üretimden gelen gücümüzü kullansak kim bilir neler olur?​” dedi. Peki üretimden gelen gücünü kullanacak olanlar, milyonların doldurduğu meydanların neresinde durdu, duracak?

Son genel seçimlerde miting alanlarında yankılanan ‘Patates soğan, güle güle Erdoğan’ sloganı milyonlarca insana ‘Boş tencere iktidarı düşürecek’ diye düşündürmüş, seçim sürecindeki ücret mücadeleleri bu umudu beslemişti. Ancak ‘boş tencere’ analizleri tam anlamıyla gerçeğe dönmedi. Ücretlilerden ‘dişlerini biraz daha sıkmalarını’ isteyen Erdoğan, ekonomi yönetiminin başına Mehmet Şimşek’i getirdi.

Ağaç AŞ işçileri: Saraçhane’nin sahipleri nerede?

İki yıla yakın zamandır devam eden Erdoğan-Şimşek ekonomi yönetiminde ücretler baskılanıyor, işsizlik tırmanıyor, güvencesizlik yaygınlaşıyor... Ancak bir yandan ekonomi programına karşı mücadele de yükseliyor. Metal işçileri grev yasağını yırtarak yüzde 30 zam barajını aşıyor, Başpınar işçileri sendika başkanlarının tutuklanmasına varan baskılara rağmen dayatılanın üzerinde zam alıyor.

Erdoğan-Şimşek programına karşı dönemin yükselen mücadelesi nedeniyle kimilerince işçiler, Saraçhane başta olmak üzere meydanların başat ‘rengi’ olarak tarifleniyor. “Bugün meydanda yürüyen işsiz bir genç, 1989 Bahar Eylemlerinde Taksim’e çıkan maden işçisinin ayak izini takip eder” denebiliyor. Bakalım işçiler gerçekte İstanbul’daki eylemlerde Saraçhane’ye hangi renkle, hangi önlükle, nereden katıldı?

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) iştirak şirketleri arasında Ağaç AŞ işçilerini mücadele deneyimi açısından ayrı bir yere koyabiliriz. Her zam dönemi iş bırakıp Saraçhane önüne gelen Ağaç AŞ işçilerinden biri, Saraçhane eylemlerinin ikinci gününde “Biz burada ev sahibiyiz” diyordu. Ancak ücret zammı talebiyle Saraçhane’ye geldiklerinde yeşil önlüklerini giyen Ağaç AŞ işçileri, bu defa fon kartonlarına yazılı taleplerini taşımıyordu. Konuştuğumuz bir işçi bunun nedenlerini şöyle anlatıyor: “Bir kere iş yerinden çıkıp toplu bir şekilde gelmek için çıkış saatleri uygun değil. 15.30’da çıkan işçi ya evine gidiyor ya da birkaç arkadaşıyla önden buraya geliyor. Bu işçilerle Saraçhane Meydanı’nda yeniden sendika önlüğüyle bir araya gelemiyoruz. Mahallesinden aynı partiye oy verdiği arkadaşlarıyla bir arada olmayı tercih ediyor. Ağaç AŞ işçisi olarak değil de İmamoğlu’nun tutuklanmasına tepki gösteren CHP’li olarak alanda pozisyon alıyor. Sorduğunuz talepli dövizler de bu yüzden yok. Henüz demokrasinin çalışma ve yaşam koşullarıyla, ücret zammı sınırıyla bağını kurabilmiş değiliz. Elbette bu söylediklerim alana gelen işçiler için geçerli, bir de gelmeyenler var.”

Saraçhane Meydanı’na gelmeyen işçilerinse kaygıları var. İşçiler kayyımla beraber, eğer alanda görünürse işinden olacağı kaygısını duyuyor. Ağaç AŞ’de işçilerin Saraçhane’ye gitmesini de engelleyecek ‘zorunlu’ iftar programları düzenleniyor. Zam dönemi oy verdiği parti fark etmeksizin Saraçhane’ye giden işçiler, bu sürecin ücretleriyle de ilintili olduğu fikrine ikna olmadan aynı kalabalığı bu defa Saraçhane’de toplayamıyor. Bu hukuksuzluklara karşı iş bırakıp Saraçhane’ye gitmek ise biraz daha karmaşık, ‘Bu duruma karşı üretimden gelen gücümüzü kullanmalıyız’ diyen işçi de var, ‘Asıl şimdi çalışmalıyız, iş yapmıyorlar diyebilirler’ diyen işçi de.

Şişli Belediyesi işçileri neden belediye önünde?

Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan’ın gözaltına alınması üzerine işçilerin iş bırakıp, iş kıyafetleriyle belediye önüne akın etmesi ise farklı bir örnek. İki gün önce ödenmeyen ücretleri için eylem yapan işçiler bu defa demokrasi için belediye önündeydi. O gün sendika yöneticilerinin birkaç mesajıyla belediye önüne giden işçilerin; ekmeğini, var olan sözleşmesini korumaya yönelik tepki gösterdiğini söyleyebiliriz. Şahan’ın serbest bırakılması ihtimali de göz önünde bulundurulunca o gün belediye önünde olmak iyi de olabilirdi. Fakat Şahan tutuklandı, yerine kayyım atandı. Kayyım atandıktan sonra belediye önüne bir kez daha çağrı yapan sendika yönetimi sayının ilk güne göre çok daha az olduğunu söylüyor.

Demokrasi işçinin ekmeğidir

Bugün Şişli Belediyesi işçileri arasında kayyım tedirginliği hakim. Sendikacılar önceliklerinin işçilerin işten atılmaması olduğunu söylüyor. Ağaç AŞ işçilerinin anlattığı gibi, süreçle kendi koşullarının bağını henüz tam anlamıyla kuramamış işçiler Şişli Belediyesinde de karşımıza çıkıyor. Mesai arkadaşına tavsiyesi ‘Aykırı bir şey yapmazsan niye işten atılasın? Kahramanlığın lüzumu yok’ oluyor. Elbette bu tarifle işçiler arasındaki en geri eğilimlerden söz ediyoruz. Ancak buradan, bir sivil darbeye işçilerin -ücretiyle, çalışma koşuluyla demokrasi mücadelesi arasındaki bağı kurmak açısından- ne kadar hazırlıksız olduğunu, bir kez daha görüyoruz. Mücadeleci işçileri daha çetin günlere hazırlık görevi bekliyor. Ücret kavgasına ikna olan işçileri, politik bir hatta çekmek için...

"Kendisi için, kendi siyaset yapmadığı müddetçe…"

Tüm bu anlattıklarımızla sendikaların sessizliğini daha akılcı yorumlayabiliriz. Nitekim bugün çıt çıkarmayan Türk-İş’i, 20 Ekim 2024’te yüz binden fazla işçinin katılımıyla miting yapmaya zorlayan; ücreti pula dönen işçinin öfkesiydi. DİSK, Hak-İş ve Türk-İş’i bir araya getiren, işçilerin baskısıydı. Türk-İş’in Ankara mitinginde Evrensel’e konuşan bir işçinin şu sözü güncelliğini bugün de koruyor: “İşçiler bu siyasetin karşısında kendisi için, kendisi siyaset yapmadığı sürece beli doğrulmayacak...”