Cumhuriyet ve demokrasi için yeni bir yol haritası gerekiyor
Türkiye, II. Dünya Savaşı sonrası Sovyet tehdidiyle karşı karşıya kaldığında, ABD’ye yönelmiş ve onun dayatmasıyla çok partili rejime geçmiştir. Ancak bu geçiş, hazırlıksız ve dayatmalarla gerçekleştiği için, Türkiye için demokrasi bir çözüm değil, bir kriz olarak devreye girmiştir. ABD emperyalizmi bu kriz kapısından Türkiye’ye girmiş ve yerleşmiştir.
Giderek demokrasi krizi; ekonomi ve terör alanlarında derin krizlere dönüşmüştür. Bu krizlerin ortak paydası, ABD güdümlü olmalarıdır. ABD; İsrail’in Ortadoğu’daki politikalarını desteklemek için, Türkiye’yi manipüle etmiştir. Bu manipülasyonlarla demokrasi deforme edilmiş, darbeler yapılmış, bağımlı bir ekonomi ve kasıtlı bir terör oluşturulmuştur. Bütün bunlar Türkiye’yi bağımsız bir ülke olmaktan uzaklaştırmıştır.
Son olarak Türk demokrasisi; 2017 Anayasa değişikliği ile dünyada örneği olmayan “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi”ne savrulmuştur. Bu anayasal sistem Türk toplumunca %51,4 gibi bir destekle kabul edilmiş ama bu oran; bu sistemin toplumsal meşruiyet kazanmasına yetmemiştir. Korkulan olmuş, bu sistem demokrasiyi otokratikleştirmiştir. Yasama, yürütme ayrılığı zedelenmiş, yargı büyük oranda yürütmenin kontrolüne geçmiştir. Yerel yönetimlere kayyumlar atanmış, iktidarın yargı ve medyadaki kontrol mekanizmaları artmış, demokrasi giderek “seçimli otokrasi”ye dönüşmüştür.
Giderek dozunu artıran otokrasi yüzünden ve en son yaşanan İmamoğlu tutuklanması ile muhalefet sokağa inmiştir. Demokrasi yeniden derin bir krize sürüklenmiştir.
Demokrasi, ekonomi ve terör krizlerinin önlenmesi için acilen yeni bir yol haritasına ihtiyaç vardır.
Bu süreçte muhalefet başta olmak üzere tüm kurumlar, nasıl bir demokrasi, ekonomi ve terör stratejisi uygulanacağını, nasıl bir yol haritası izleneceğini açıkça ortaya koymalıdır. Artık özgün, etkin ve tarihsel köklerine dayalı bir Türk demokrasisi modeli kurma zamanı gelmiştir.
Biz de bu konuya ışık tutmak için aşağıdaki yol haritası önerilerimizi, hata yapmaktan korkmadan sıralıyoruz.
Cumhuriyet ve demokrasi için yeni bir yol haritası. Bu yol haritası dört bağımsızlık stratejisine dayalı olmalıdır.
I. Ekonomik bağımsızlık stratejisi
- Ekonomimizi; çift paralı olmaktan hızla uzaklaştırmalı, dolar spekülasyonunun ve enflasyonun önüne geçmeliyiz.
- Üretime dayalı ekonomiyi yeniden inşa etmeli, gıda, ilaç, enerji, savunma ve bilişim başta olmak üzere kritik sektörlerde dışa bağımlılığı azaltmalıyız.
- Ulusal para ile ticareti, finansal sistemi ve kamu bankalarını güçlendirmeli ve spekülatif yabancı sermaye üzerindeki kontrolü artırmalıyız.
- IMF gibi kurumlardan uzak durmalı, Asya merkezli (BRICS ve Şanghay gibi)alternatif ekonomik bloklarla işbirliği aramalıyız.
II. Terörle mücadele ve ittifaklar stratejisi
- ABD’nin; PKK/PYD ile ilişkisini resmen teşhir etmeli, Türkiye’nin terörle mücadelede müttefiklik açısından NATO ile ilişkisini yeniden değerlendirmeliyiz.
- FETÖ benzeri yapılarla mücadeleyi iç güvenlik değil, ulusal egemenlik meselesi olarak tanımlamalıyız.
- Sınır ötesi güvenlik politikalarını sadece askeri değil, jeopolitik diplomasi ile birlikte yürütmeliyiz.
- Türk Birliği Politikalarını, dış politikamızın ekseni haline getirmeli, bu konuda jeo-stratejik bir dış politika oluşturulmalıyız.
III. İnformatik ve kültürel bağımsızlık stratejisi
- Medya ve dijital alanlar üzerindeki algı mühendisliği faaliyetlerine karşı dijital önlemler geliştirmeliyiz.
- Bilişsel teknolojilere ve algoritmalara dayalı milli platformlar oluşturmalıyız.
- Kültürel sistemimizi; Batı merkezli tarih yazılımı etkisinden kurtarmalı, Türk tarihi ve diline dayalı özgür ve sorgulayan bir kültür modeli geliştirmeliyiz.
IV. Bağımsız, etkin ve özgün bir demokrasi stratejisi
Türkiye artık kopya olmayan, kendi deneylerine ve tarihsel kodlarına dayalı ‘’Etkin ve Özgün Türk Demokrasisi Modeli’’ oluşturmalıdır. Bu etkin ve özgün modelin ana hatları şöyle olabilir.
1. Cumhuriyete ve onun ilkelerine dayalı yeni bir demokrasi modeli oluşturulmalıdır.
2. Demokrasi için yeni bir anayasal zemin oluşturulmalıdır.
- Egemenliğin tek sahibi halktır: yargı, yürütme ve yasama bu egemenliğin araçlarıdır. Onun yerine geçemez.
- Yürütme güçlendirilmeli ve fakat kuvvetler ayrılığı netleştirilmelidir. Özellikle yargının bağımsızlığı, Cumhurbaşkanlığının parti ile ilişiği ve meclisin başta bütçe olmak üzere denetim gücü yeniden yapılandırılmalıdır.
- Laiklik, çoğulculuk ve düşünce özgürlüğü anayasal güvence altına alınmalı ‘’Devleti Koruma’’ söylemleri ile özgürlüklerin bastırılmasının önüne geçilmelidir.
3. Seçim ve Partiler Sistemi Reforme edilmelidir.
- Dar bölge ve iki turlu seçim düşünülmelidir.
- Milletvekili adayları halk tarafından belirlenmeli, ön seçim anayasal güvenceye alınmalıdır.
- Parti içi demokrasi zorunlu hale getirilmeli, lider sultası kırılmalıdır.
-Siyasi partiler kanunu; sadece kayıt değil, demokratik işleyiş denetimi üzerinden yeniden düzenlenmelidir.
4. Yüksek Seçim Kurulu ve yargı bağımsızlığı
- YSK üyeleri yürütme etkisinden uzak, mecliste nitelikli çoğunlukla şeffaf usullerle seçilmelidir.
- YSK kararları denetime açık hale getirilmeli, gerekçeli karar zorunluluğu getirilmelidir.
- Anayasa Mahkemesi ve yargı organları üyeleri liyakat ve temsil oranı dikkate alınarak belirlenmelidir.
Sonuç olarak;
Türkiye kendi demokrasisini; ancak kendi Cumhuriyeti ve bağımsızlığı temelinde inşa etmelidir. Bu inşa sürecinde kopya olmayan, kendi tarihsel kodlarımızı kullanarak, yurttaşın gücünün demokrasiye yansıtıldığı bir demokratik sistem tasarlamalıyız.