Yargılama ve Medya (Adjudication and Media)

“Medyayı gerçekleri görme ve söyleme noktasına getirmeliyiz.

Kendi tehlikelerini görme ve tüm sağlıklı kurumlar gibi

özeleştiride bulunma noktasına getirmeliyiz.”

Karl Raimund Popper

Besleme/pekiştirme teorisine (cultivation theory)1 göre, medyanın, kuşkusuz, halk üzerine uzun dönemli etkileri vardır. Yalnız bu etkiler, cüzi, tedrici ve dolaylı olmaktadır. Ne var ki, bu tedrici etkiler uzun bir zaman dilimi ele alındığında önemli olmaktadır.  Bu teorinin kavramsal olarak şekillenmesi ise şöyledir:

Bu modelin sergilediği üzere, medya sosyal, realitenin oluşumunda izleyenleri pekiştirme yoluyla (edilgen süreçle) biçimlendirmekte; tutumlarını belirlemektedir.  İşte medya ve kitlesel tüketim baskısı altında ezilen bir dünyada, David Reisman’ın bir deyişi ile yalnız kalabalık (lonely crowd) içinde yaşadığımız doğru değildir. Özne, toplumsal roller ağının üzerindedir; idealleri olumlar ve tahammül edilemez olanı ise suçlar. Önemli soru, yargının tarafsızlığı ve bağımsızlığının tahammül edilemez dereceye gelip gelmediği; biçimselliğin kronikleşip kronikleşmediğidir. Bilgilenme/yargılama/yarar (muhasebe) evresinden oluşan bu süreçte değer bilgisi ile kavram bilgisinin önemini/değerini korumaya yönelik bilgi sahipliği/değeri koruyan ilkelere sahiplenme/doğru değerlendirme yapılmadığında biçimselliğin egemen olması kaçınılmazdır.2

Kuşkusuz, yargılama üzerine halkın bilgilendirilmesinde anlatım özgürlüğünün önemi yadsınamaz. Temel ilke kamuoyunu ilgilendiren konularda anlatım özgürlüğünün yüksek seviyede korunmasıdır. Bu ilke, toplum menfaatlerine genel olarak hizmet eden, halkın iş birliği ve güvenini gerektiren yargılama süreci için de aynı ölçüde geçerlidir. 

Mahkemeler boşlukta işlev görmezler. Hukuki anlaşmazlıkların çözüm yerinin mahkemeler oluşu, anlaşmazlıklar hakkında ön tartışmanın uzman kişilerce mesleki yayınlar, medya/sosyal medya veya genel olarak kamuoyunda yapılamayacağı anlamına da gelmemelidir. Daha da ötesi, kitle iletişim vasıtaları, adaletin etkiden yoksun bir ortamda işlemesinin sınırlarını zorlamamaya özen göstererek, mahkemelerdeki davalar hakkında bilgi ve fikirlerin halka duyurulmasını sağlamalıdır. Bu işler kamu yararını ilgilendiren diğer alanlarda olduğu gibi demokratik bir zorunluluktur. Her çağdaş demokratik ülkede medyanın bu türden bilgi ve fikirleri iletme görevi yanında halkın da haber alma hakkı bulunmaktadır. Ne var ki, bu özgürlük deontolojik olduğu kadar yasal olarak da belirgin ölçüleri içeren kısıtlamalar bağlamında değerlendirilmelidir. Konunun hassasiyeti, ceza kovuşturması ve davası bakımından sui generis bir nitelik sergilemektedir. Devam eden bir ceza kovuşturması ile ilgili olarak fikir beyan edilmesi ve/veya bu beyanın da adaletin işleyişi ile ilgili ağır eleştiriyi içermesi karşısında bunları önleyici kısıtlamalar veya yaptırımlar haklı görülebilir.3 Aksi tutum, daha ciddisi, uzun vadede mahkemelerin, hukuki anlaşmazlıkların uygun çözüm yeri olduğuna ilişkin toplumsal inancı zedeleyici nitelikte vahim sonuçlar doğurabilir. Bu bağlamda, ceza davalarına özgü duruşma özellikleri (sözlülük, açıklık ve yüz yüze karşılıklılık) arasında yer alan açıklık ilkesine değinmekte yarar vardır. Bu ilke, ceza adaletinin kapalı kapılar ardı yerine halkın denetiminde yerine getirilmesini amaçlamaktadır. Tarihsel nedenlerle oluşturulmuş bulunan bu denetim işlevine karşın günümüz dünyasındaki sanıkların çoğu, duruşmaların kapalı olmasını tercih edeceklerdir. Gerçekte, duruşmanın açıklığı salonun elverdiği ölçüde herkesin duruşmayı izleyebilmesidir. Bu ilkenin ihlâli mutlak temyiz nedeni olarak (CMK Md. 289) yeniden açık duruşma yapılmasını gerektirmektedir.

Adil Yargılanma ve Yargıya Güven Duygusu

Hukuk devletine özgü üç bileşenin birincisi, bireyin medeni ve siyasi özgürlüklerinin korunması, güvenceye alınması; ikincisi, anayasaya göre konmuş hukuk normlarının devletin yürütme erkini sınırlamaları ve üçüncüsü, yönetim ve yasama bağlamındaki amaç/araç ilişkisinde orantılılık ilkesine uyulmasıdır. Orantılılık testinin üç öğesi bulunmaktadır: 1) Benimsenen tedbirlerin bir amacı gerçekleştirmek üzere kurgulanması; 2) Birinci anlamda, vasıtaların amaçla rasyonel ilişkisi olduğunda da konu edilen hak veya özgürlüklerin “olabildiğince az” kısıtlanması ve 3) Hak veya özgürlükleri sınırlayıcı tedbirlerin etkileri ile “yeterince önemli” olduğu saptanan amaç arasında bir orantılılık olmasıdır.4 Bu doğrultuda yargı mensuplarınca sıklıkla tutuklu yargılama yoluna başvurulmaması gereklidir. Nitekim, Avrupa standartları bunu en son çare olarak ve en kısa süreyle sınırlı olmak üzere öngörmektedir.5 Kuşkusuz, insanların tutuklanarak peşin ceza verildiği göz ardı edilmemelidir.

İşte bu düşünceler temelinde hukukun üstünlüğü için bir ön şart olarak adil yargılanma hakkının bir güvencesi; yargı sisteminin işleyebilmesi için olması gereken dinamiklerinden biri olarak yargı bağımsızlığı (Anayasa 138/AİHS 6,47) yer almaktadır. Hâkimlerin bağımsızlığı da kendi menfaatlerine özgü bir ayrıcalık olmayıp, yargıya başvuranların yararına vücut bulmuş bir teminattır. Bağımsızlık genelde topluma karşı olmak yanında davanın taraflarına karşı da var olmalıdır.

TUİK. Yaşam Memnuniyeti araştırması 2024
Ülkenin en önemli sorunu (%), 2021-2024

Halkımızın en önemli sorunlarında hayat pahalılığı, eğitim ve yoksulluk ile  "adalet ve hukuk sistemi" geldiği görülmektedir.

Yargı erkinin görevi, hükumet etmenin temeli olarak (kaba kuvveti değil) hukuku (the rule of law) güvenceye almaktır. Demokrasinin aynı zamanda etkili bir demokrasi de olması zorunludur. Bu bağlamda çekirdek sorular, mevcut uygulamadaki hukuki kavram ve kurumlar acaba adaleti sağlayacak düzeyde midirler? Aktörlerin varlık ve etkinliği nedir? İnsanların hukuka güven duygusu ne merkezde- dir? Mağdur, ceza adaleti sisteminde bir yer edinebilmiş midir?  İşte bu sorularla kaygılandığımız somut olay adaleti ve hakkaniyettir. Hakkaniyet, olabildiğince olayın özelliklerine inme, olaydaki farklılıkları tanıma, kabul etme ve bunları değerlendirerek sonuca varmadır.6

Kuşkusuz, en iyi yargı, kusursuz bir biçimde etkili olan, dürüst/adil ve tarafsız/ yansız olmaya dikkat edendir ki, kimse artık ne taraf ne de karşı olmaya çalışsın. Bu niteliğin aktörlerce içselleştirilerek, halka mal edilmesi, ülke çapında standart bir uygulamaya(!) dönüştürülmesi gerekmektedir.

Yargı otoritesinin korunması bakımından önemli olan şey ise, demokratik bir toplumda mahkemele- rin, cezai yargılamalar söz konusu olduğunda sanığa ve halkın büyük bir kesimine aşılaması gereken güvendir. Bu (yargıya güven ve adil yargılanma) konularında kitle iletişim araçlarında yer alan yorumlar ciddiye alınmalıdır.7 Bu doğrultuda halkın nabzını saptamak üzere aşağıda arabuluculuk kurumu için verilen ankete yargı sisteminin her evresi için sıkça başvurulmalıdır.

Arabuluculuk üzerine anket soruları:

Arabuluculuk sürecinde yürütülen usulü nasıl değerlendiriyorsunuz?  Çok adil, biraz adil, biraz adaletsiz, yoksa çok adaletsiz mi idi?

Gelecekteki bir anlaşmazlıkta bu usule ne derece güvenirsiniz?

Katıldığınız arabuluculuk sürecinde kullanılan usul ne derece adildi?

Sosyal Medya-Fısıltı Gazetesi

Sosyal medya, geleneksel medyada olduğu gibi tek bir noktadan çok sayıda kişiye yayın yapmaktan çıkarak, iletişim yönü açısından çoktan çoğa paradigmasına dayalı “kullanıcı kaynaklı medya" özelliğine sahiptir. Kullanıcı Kaynaklı Medya, geleneksel medyadan farklı olarak, içeriğin bizzat kullanıcılarının kendileri tarafından üretilmesine ve paylaşılmasına olanak yaratmaktadır.  Sosyal medya aynı zamanda "Kullanıcıların Ürettiği İçerik" ve "Müşterilerin Ürettiği Medya" kavramlarını da ortaya çıkarmış, bu yapısıyla da ticari plandaki anlamını kazanmıştır. Aşağıda sosyal medyanın kültürel kimlik üzerindeki etkisine dair bir paradigma grafiğine yer verilmiştir.

Bu şekil, sosyal medyanın insanları birbirine bağladığı ve sosyal medya kullanımı yoluyla bağlantıların arttığı, bireylerin kültürleşme süreci etkilerinden kaçınmasına ve bir topluluk duygusu oluşturmasına yardımcı olan iletişim/ilişki, kültürleşme ve topluluk kavramları arasındaki potansiyel ilişkileri gösteren tam yapısal modeli temsil etmektedir.

Sosyal medya platformlarının rutin kullanımına ilişkin çeşitli faydalar saptanmıştır: (1) Başkalarıyla etkileşimin artması, (2) Daha fazla erişilebilir, paylaşılan ve özelleştirilmiş bilgi, (3) Erişilebilirliğin artması ve sağlık bilgilerine erişimin genişletilmesi, (4) Akran desteği, sosyal, duygusal destek. Her ne kadar sosyal medyanın, özellikle imaja dayalı sosyal medyanın kullanımının birçok faydası olsa da bu platformların bazı kullanımları potansiyel olarak istenmeyen etkilere yol açabilmektedir. Temel soru “sosyal medya suç ve adaletsizlikle ilgili çağdaş anlayışları nasıl değiştiriyor ve adalet arayışına ne gibi katkılar sağlayabilir?” Sosyal medyadaki istismar genellikle güvene ihaneti ve mahrem fotoğrafların kamuya açık olarak yayılmasından kitlesel kullanıma kadar çeşitli mahremiyet ihlallerini içermektedir. Facebook, Twitter gibi platformları kullanarak kamusal istismar ve taciz kampanyaları – orantısız bir şekilde kadınları ve çocukları hedef alan istismar türlerine tanık olunmaktadır.8

Facebook kendisini sıklıkla 'sosyal' olarak tanımlıyor. Twitter'ın kurucu ortağı Jack Dorsey 2009'da şöyle demişti:

“İnsanlar hakkında konuşmayı bıraktığında Twitter'ın bizim için bir başarı olduğunu düşünüyorum ve insanlar onu sadece elektrik gibi bir hizmet aracı olarak kullanıyor. Arka planda yer alacak, iletişimin sadece bir parçası olan bir şey. Onu herhangi bir iletişim cihazıyla aynı seviyeye koyuyoruz. Yani e-posta, SMS, telefon. Olmak istediğimiz yer orası.” (McCarthy'den alıntı, 2009).

Sosyal medyanın sakıncalı yanları da göz ardı edilemez. Bunların başında da yaratabileceği bilinçsel uyumsuzluk olgusudur. Bu kavram sosyal psikolog Leon Festinger tarafından geliştirildi. Kendisi insanların kafasında tutarsızlık deneyimlediğinde neler olduğuna odaklandı.  Tutarsızlık insanda hoş olmayan durumlar yaratmakta ve biz insanlar bu tutarsızlığı azaltmak üzere davranmaktayız. Kafamızda tezatlık oluştuğunda mutlu olmayan bizler bunu giderici adımlar atmaktayız. Birincisi, onaylayıcı önyargıdır. Bazı insanlar sol eğilimli ise o türden yayınları takip ederken, sağ eğilimli olanlar da kendi eğilimlerindeki yayınlar takip ederler. İnsanlar inandıklarını teyit eden bilgilere sahip olmak isterler. Yüzeysel düzeyde, hepimiz önyargılarımızın dünyayı nasıl gördüğümüzü etkilediğinin farkındayız.  Önyargılarımızın varlığı ile yalnızca onları doğrulayan kanıtlara odaklandık. Önyargılarımızla çelişen kanıtlar beyne kaydedilmedi.  “Onaylama yanlılığı” (confirmation bias) olarak bilinen bu fenomen “var olan inançlara, beklentilere veya eldeki bir hipoteze kısmi yollarla kanıt aramak veya yorumlamaktır. Araştırmalar, insanlara destekledikleri bir teoriye aykırı kanıtlar verildiğinde, kanıtlara rağmen inançlarına bağlı kaldıklarını gösteriyor. İkincisi, seçici çarpıtma ve muhafaza (Selective distortion and retention)-Görüşlerimize aykırı olan bilgiyi çarpıtma veya unutmaktır. Üçüncüsü ise, kaynağını unutmaktır(source amnesia): Çelişkili deliller hakkında sorguya çekildikleri zaman, onu hatırlayamazlar veya yalnızca önceden var olan inançlarını doğrulayan çarpık bir şekilde hatırlarlar. Bu konuda atılacak ilk adım önyargılarımızın bilincinde olmaktır. 

Yinelersek, sosyal medya, kullanıcıların internette aradığı, kullandığı ve içerik ürettiği interaktif  platformdur. Günümüzün dijital çağında, sosyal medya hukuk alanı da dahil olmak üzere toplumun çeşitli yönlerinde önemli bir rol oynamaktadır. Sosyal medyanın ceza davaları üzerindeki etkisi derindir ve soruşturma sürecinden duruşmaya ve kamu algısına kadar her şeyi etkilemektedir. Bu etkileri anlamak ister sanık ister avukat veya kolluk kuvvetleri görevlisi olsun, ceza adalet sisteminde yer alan kişiler için hayati önem taşıyabilir.

Herkese açık olarak paylaşılan gönderiler, fotoğraflar ve videolar aşağıdakiler gibi önemli kanıtlar sağlayabilir:

- Suç itirafları

- Bireyler arasındaki bağlantılar

- Olayların zaman çizelgeleri

Özel mesajlar bile mahkemeye çağrılabilir ve mahkemede kullanılabilir. Örneğin, coğrafi etiketli fotoğraflar kişileri suç mahalline yerleştirebilir ve yasadışı faaliyetlerle ilgili övünen paylaşımlar kendini suçlama olarak hizmet edebilir. Öte yandan, yüksek profilli davalar (örneğin Narin cinayeti) genellikle sosyal medyada kullanıcıların fikirlerini ifade ettiği, bilgi paylaştığı ve hatta bazen kendi soruşturmalarını yürüttüğü bir hareketlilik görür. Bu olgu iki ucu keskin bir kılıç olabilir:

- Artan denetim ve hesap verebilirlik: Sosyal medya, davalara dikkat çekerek adaletin sağlanmasını sağlayabilir.

- Medya yoluyla yargılama: Bireyler, mahkeme kararı verilmeden önce kamuoyunun gözü önünde yargılanabilir ve kınanabilir; bu da yargılamanın adilliğini etkileyebilir.

İşte kamu düzenini zedeleyen ve toplumun vicdanını yaralayan bazı hukuki ve toplumsal olaylar, sosyal medya aracılığıyla geleneksel medyaya taşınmakta ve yargı makamlarını resen harekete geçirmektedir. Bu durum özellikle de ceza muhakemesi süreçlerinde etkili olmaktadır. Sosyal medyanın yargılama üzerinde etkisine bakıldığında, bu etkinin temas ettiği toplumsal bir olgu olan yargılama bakımından eksik veya birtakım yanlış bilgilerle kitleleri, yargılamaya baskı yapmak ve yön vermek saikiyle örgütle- meye ve yargı mercilerinin ve tarafların adil yargılama sürecini sekteye uğrattığına tanık olunmakta-sosyal medya adaleti;7  masumiyet karinesi sosyal medyada korunabilir olmaktan çıkmaktadır.8

Xiaochen Hu, Nicholas P. Lovrich. 2025

Medyanın ve çevrimiçi iletişimin evrimi, ceza adaleti sisteminin sanığın adil yargılanmasını sağlama çabalarını girift hale getirdi. Bilgiye erişimin artması, uygunsuz iletişimin kolaylığı ve hayatlarımızın internette paylaşım cazibesi, dijital çağın sanık haklarını baltalama potansiyeline sahip sonuçlarıdır. Yargıda adil yargılanma yönetimine uyulmaması, halkın hukuk sisteminin bütünlüğüne ve meşruluğuna olan güvenini azaltabilir. Bu nedenle, sosyal medyanın ceza yargılamaları üzerindeki etkilerinin anlaşılması; adalet ve hukukun üstünlüğü ilkelerinin desteklenmesine yönelik uygun uygulamaların geliştirilmesi açısından hayati önem taşımaktadır.

Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi’ince (UNODC) saptanan “Hâkimlerin Sosyal Medya Kullanmasına İlişkin Bağlayıcı Olmayan Kurallar”dan bazıları şöyledir:

- Mahkemelerin itibarı, yargının tarafsızlığı ve adalet ile ilgili mevcut ilkeler, sosyal medyadaki iletişimler için de aynı şekilde geçerlidir (s.13).

- Hâkimler, çevrimiçi ortamda yargı bağımsızlığına, dürüstlüğe, mesleğe yaraşırlığa, tarafsızlığa, adil yargılanma hakkına veya halkın yargıya olan güvenine zarar verebilecek görüşler bildirmekten ya da kişisel bilgiler paylaşmaktan kaçınmalıdır. Aynı ilke, hâkimlerin gerçek adlarını veya yargısal statülerini sosyal medya platformlarında açıklamayı tercih edip etmemelerine bakılmaksızın uygulanır (s.14).

- Bir hâkim, halkın hâkimin tarafsızlığına veya genel olarak yargının tarafsızlığına olan güvenine zarar verebilecek belirli çıkar gruplarını, kampanyaları ya da yorumcuları takip etmekten veya beğenmekten kaçınmalıdır (s.15).9

Görsel medyanın duruşmayı izlemesi konusunda evrensel bir uygulama normu geliştirilmemiştir. Bu nedenle, ABD için de istisna olan Los Angeles’te medyanın da katıldığı “O.J.Simpson ceza davası” duruşmasını Avrupa ülkelerinin çoğu için düşünmek hayaldir.  Nitekim, Türkiye ve Almanya’da duruşmada fotoğraf çekilmesi veya teyp kullanılması yasaklanmıştır.10 

Ceza adaleti sistemi üzerine toplumca edinilen düşünceler önemli bir rol oynamaktadır. Halkın sisteme olan güven derecesi, sisteme olan desteği ve belli siyasetleri değiştirebilir. Güven derecesi düşük olduğunda, büyük bir olasılıkla, vatandaşlar sisteme saygı duymayacaklardır. Sisteme duyulan saygı ve kamuoyu yakından ilişkilidir. Kamuoyu, özellikle belli bir suça ilişkin korku yüksekliği, ceza siyasetini değiştirme konusundaki baskı ile yakından ilişkilidir. Kamuoyu önemli siyasetleri ve kanunları, kamuoyu gerçeğinin doğru bir yansıması olmasa da şekillendirebilir. Nitekim ABD’ de CSI:New York  ve CSI:Miami,11 prime time’da en popüler dramalar arasında yer alan bu diziler ceza adaleti sisteminin doğru bir resmini vermemekte ise de, halkın sistemin nasıl çalışması gerektiği beklentisini etkilediği görülmüştür. Bu dizilerdeki gerçeklik payı ise şöyledir: Genelde bu dizilerdeki suç mahalli soruşturma- sının (adli tıp bilimin bir zanlının suç işleyip işlemediğini kesin olarak belirlenmesi gibi)yararları fazlaca abartılmaktadır. Cole ve Dioso-Villa (2006), CIS dizilerinde sergilenen adli tıp analizlerinin % 40 kadarının gerçek olmadığına işaret ettiler. Aldatıcı adlı tıp analiz örnekleri teknisyenlerin nerede ise bıçak yarasından bıçağın şeklini bile inşa edebilecekleri abartısına kadar götürmüştür. CIS’daki karakterler çalışmalarında, “fiziki kanıt yanlış olamaz” diyerek fazlaca abartılı güven mesajı vermekte- dirler. DNA analiz sonuçları ayrık olmak üzere hiçbir adli tıp yönteminin devamlılık sergileyecek biçimde yüksek derecede kanıt sağlayabileceği ve özel bir kişi veya kaynak arasındaki ilişkiyi saptayabileceği kanıtlanmamıştır (ABD National Research Council, 2009). Kuşkuların DNA kanıtı için de geçerli olduğu Federe Devlet Savcılarının % 26’sınce rapor edilmiştir.

Hâkimler halka verdiği kararlarla konuşmakta iseler de bu bilgiler kamuya medya kanalı ile ulaşmakta- dır. Bu nedenle, haber yapan medya temsilcilerinin gözlemlediklerini anlamaları önemlidir. İşte bu nedenle, hâkimler, avukatlar, kolluk görevlileri ve medya mensupları periyodik toplantılarla sorunları, medya ve adalet sistemi arasındaki çatışma noktalarını tartışmalı ve ideal bir iş birliği ortamı oluşturmalıdırlar.

Medyatik yargılama sonucu, sözde gözü bağlı adalet tanrıçasının göz bağı altından (ulusal/evrensel boyutta) toplumda olup bitenlere göre tavır alması; medyada esen rüzgârın şiddetine göre adalet terazisi dengesinin bozulması ve sonuçta yargının popülizmin esiri olması riskinin artması12 yanında yargısız infazlara/medyatik linçlere de tanık olunmaktadır.13 İşte adil yargılanma hakkını zedeler nitelikteki tutum ve davranışlardan medya olabildiğince kaçınmalıdır. Oranı ne olursa olsun, yabancı unsur ile derhal bozulan yegâne kavram adalettir. Bu doğrultuda, Anayasa’nın 138. Maddesi rehber bir ölçüt sunmaktadır:

Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere tavsiye ve telkinde bulunamaz.

Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz”

Anayasa normunu siyaset bilimi ötesinde geniş açıdan yorumlamak ve kamuoyunu kanıtlar arasına sokmamak gerekmektedir. Kuşkusuz, “toplumda en büyük güveni, her şeyin sonunda adil bir mahkeme- nin bulunabileceği inancı sağlamaktadır (Montesquieu /1689-1755).

İşte bu doğrultuda Basın Kanunu’nun 19.maddesinde, “Yargıyı etkilemek” başlıklı düzenlemede, “görülmekte olan bir dava kesin kararla sonuçlanıncaya kadar, bu dava ile ilgili hâkim ve mahkeme işlemleri hakkında mütalaa yayınlama” yasağı getirilmiştir.14 TCK’nın 288. Maddesinde de “Adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs” suçunda, soruşturma/kovuşturma kesin hükümle sonlanıncaya kadar sistemdeki aktörleri etkilemek amacıyla beyanda bulunmak yasağı getirilmiştir.

Medya, üçüncü sayfa haberleri ile suçlara susadığı gibi suçluların da medyanın ilgisine susamış olduğu bilinmelidir. Özellikle terör suçluları, kendilerini, ekzibisyonist (kendini teşhir eden cinsel tersler) gibi teşhir etmek isterler. Terörün kötü taraflarından biri de medyadan beslendikçe acıkmasıdır. Teşhir etmek veya ettirmek bu tür suçluların yegâne amaçlarıdır. Tüm eylem ve girişimleri bu amaca odaklanmış bulunmaktadır. Kendileri her fırsatı değerlendirerek haber olmak ve gündemde kalmak için sinsi taktikler peşindedir. Her teşhirin yeni teşhirlere gebe olacağı; bunu sağlamak üzere yargılama sürecinde/ceza infaz kurumlarında yeni bahaneler yaratılacağı unutulmamalıdır. Bu nedenle, bu grupta yer alan hükümlü/ tutukluların medyada haber unsuru olmasını önlemek için, olanakların elverdiği ölçüde, gereken yapılmalıdır. Bunların, ceza infaz kurum dışıyla olan iletişim kanalları kontrol edilerek gerçek dışı haber oluşturulması önlenmeli; bu konuya karşı görsel/yazılı medya mensuplarında duyarlık sağlanmalıdır.15

Medyanın ceza mahkemesi kararları üzerine etkisi bakımından Fransa’da yapılan bir araştırmada, meslekten hâkimlerle jürinin birlikte görev aldığı asliye ceza mahkemelerinde, suç olaylarını içeren TV haberlerinin ertesi günü hükmedilen cezaların daha ağır, adli hatalı kararlar sonrası verilen cezaların ise daha hafif olduğu görülmüştür. Yalnız, bu etkilenme meslekten hâkimlerin bulunduğu sulh ceza (correctional) mahkemeleri ile çocuk mahkemelerin de söz konusu olmamıştır.16 Profesyonel deneyim böylece medyanın mahkeme kararlarındaki etkisini sınırlamaktadır.17

Adil Yargılanma ve Yargıya Güven Duygusu

Hukuk devletine özgü üç bileşenin birincisi, bireyin medeni ve siyasi özgürlüklerinin korunması, güvenceye alınması; ikincisi, anayasaya göre konmuş hukuk normlarının devletin yürütme erkini sınırlamaları ve üçüncüsü, yönetim ve yasama bağlamındaki amaç/araç ilişkisinde orantılılık ilkesine uyulmasıdır. Orantılılık testinin üç öğesi bulunmaktadır: 1) Benimsenen tedbirlerin bir amacı gerçekleştirmek üzere kurgulanması; 2) Birinci anlamda, vasıtaların amaçla rasyonel ilişkisi olduğunda da, konu edilen hak veya özgürlüklerin “olabildiğince az” kısıtlanması; ve 3) Hak veya özgürlükleri sınırlayıcı tedbirlerin etkileri ile “yeterince önemli” olduğu saptanan amaç arasında bir orantılılık olmasıdır.8 Bu doğrultuda yargı mensuplarınca sıklıkla tutuklu yargılama yoluna başvurulmaması gereklidir. Nitekim, Avrupa standartları bunu en son çare olarak ve en kısa süreyle sınırlı olmak üzere öngörmektedir.10 İnsanların tutuklanarak peşin ceza verildiği göz ardı edilmemelidir.

İşte bu düşünceler temelinde hukukun üstünlüğü için bir ön şart olarak adil yargılanma hakkının bir güvencesi; yargı sisteminin işleyebilmesi için olması gereken dinamiklerinden biri olarak yargı bağımsızlığı (Anayasa 138/AİHS 6,47) yer almaktadır. Hâkimlerin bağımsızlığı da kendi menfaatlerine özgü bir ayrıcalık olmayıp, yargıya başvuranların yararına vücut bulmuş bir teminattır. Bağımsızlık genelde topluma karşı olmak yanında davanın taraflarına karşı da var olmalıdır.

Halkımızın en önemli sorunlarında hayat pahalılığı, eğitim ve yoksulluğu "adalet ve hukuk sistemi" izliyor.

İşte yargı erkinin görevi, hükumet etmenin temeli olarak (kaba kuvveti değil) hukuku (the rule of law) güvenceye almaktır. Demokrasinin aynı zamanda etkili bir demokrasi de olması zorunludur. Bu bağlamda çekirdek sorular, mevcut uygulamadaki hukuki kavram ve kurumlar acaba adaleti sağlayacak düzeyde midirler? Aktörlerin varlık ve etkinliği nedir? İnsanların hukuka güven duygusu ne merkezdedir? Mağdur, ceza adaleti sisteminde bir yer edinebilmiş midir? İşte bu sorularla kaygılandığımız somut olay adaleti ve hakkaniyettir. Hakkaniyet, olabildiğince olayın özelliklerine inme, olaydaki farklılıkları tanıma, kabul etme ve bunları değerlendirerek sonuca varmadır.

Kuşkusuz, en iyi yargı, kusursuz bir biçimde etkili olan, dürüst/adil ve tarafsız/ yansız olmaya dikkat edendir ki, kimse artık ne taraf ne de karşı olmaya çalışsın. Bu niteliğin aktörlerce içselleştirilerek, halka mal edilmesi, ülke çapında standart bir uygulamaya(!) dönüştürülmesi gerekmektedir.11   

“Adalet, düzenin temelidir."
 (iustitia, fundamentum regnorum)

Prof. Dr. Mustafa Tören Yücel

----------

1 Gerbner ve Gross,1976.

2 “Yargının vereceği karar, kamuoyu, medya tarafından verilirse, sonunda yargı ona ters karar verirse, o zaman yargıyı da zedeleriz."Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, "Yargının kararını medya vermesin" Türkiye (4/10/1994) s.16; J.Keane. Medya ve Demokrasi (Ayrıntı Yayınları) İstanbul, Kasım 1992; T. İnal "Medya ve Mafya Mahkemeleri" Cumhuriyet (11/3/ 1994),s.2; “Yargı ve Medya İlişkileri” Hukuk Kurultayı 2000 (12-16 Ocak 2000) Ankara, Cilt. 2 ss.193-211.Ayrıca bkz.K.İçel ve Y.Ünver. Kitle Haberleşme Hukuku (8.bası) Beta, 2009; E.Cansen. “Misyon gazeteciliği, gazetecilik misyonuyla bağdaşmaz” Hürriyet (19/12/2012) s.29. I.Marsh ve G.Melville. Crime, Justice and the media, Routledge, 2009; Canadian Judicial Council. The Canadian Justice System and the Media, Nov.2007. Kamuoyuna yansımayan suçların ceza adaleti sistemince ya göz ardı edildiği veya alttan ve ağırdan alındığı; bu tür davranışın sistematik hale geldiği, yoğunlaşan kamuoyu tepkisi ile sistemin sergilediği tepkinin değişebildiğidir: Örneğin, Kadıköy’de genç bir kıza sebepsiz yumruk atan bir genç adli kontrolle serbest bırakılırken, kamuoyunun infiali üzerine yeniden yakalanarak tutuklandı. Bkz. “Alındı ve Tutuklandı” Hürriyet (29/01/2018) ss1,3. Avrupa Konseyi “Ceza Yargılamalarının Yayımlanmasına İlişkin Hukuki Kuralların Düzenlenmesi” ile İlgili Tavsiye Kararı No. R (2003) 13 nolu Tavsiye Kararı’nın Ekinde “Suç kovuşturmalarıyla ilgili bilgilerin medyada sunulmasına ilişkin ilkeler” yer almaktadır.

3 Bkz. TCK md. 288 (Adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs) ve 5187 Sayılı Basın Kanunu md. 19 (Yargıyı etkilemek)-bu yasal düzenlemelere göre, yargının önüne gelen davalar üzerine kimse görüş bildi.McEwen, J.Eldridge, D.Caruso. “Differential or deferantial to media? The effect of prejudical publicity on judge…” The International Journal of Evidence and Proof, April 12, 2018, ss.124-144.

“Bir ülkede adaletin nasıl işlediği gerçekten öğrenilmek isteniliyorsa, kolluk güçleri, hâkimler veya orta sınıfın korunaklı üyeleri sorgulanmamalıdır. Korunaklı olmayanlara- hukuk korumasına en çok gereksinmesi olanlara-gidilmeli ve onların tanıklığına kulak verilmelidir”. James Baldwin, 1985.  Ayrıca bkz. Mustafa T. Yücel. https://www.hukukihaber.net/adaletsizlik-duygusu

4 Ayrıca bkz. temelinde AİHM içtihatları bulunan bir Anayasa Mahkemesi kararı (K.2012 /207). “Polis şefinden özgürlük özrü” Hürriyet, 27/09/2014, s.9: 9/08/2014 günü ABD Missouri eyaleti, Ferguson kentinde 19 yaşında siyahi bir gencin polis tarafından öldürülmesi üzerine 16 gün süren sokak protestoları sonrası polis şefi protestocular ile ölen gencin ailesinden özür diledi: “Polisler insanların barışçıl toplanma hakkını korumak için buradalar.  Bu hakkı barışçıl bir şekilde kullanmak isteyen birileri üzgün veya kızgın ise kendimi bundan sorumlu hissediyorum ve özür diliyorum. Aile içinde, “Çocuğunu kaybetmeyen duygularınızı anlayamaz. Çocuğunuzu kaybetmiş olmanızdan dolayı çok özür diliyorum.”

5 Ulvi Saran. “Vaziyete göre hukuk: 5816 kapsamındaki suç tutuklamayı gerektirir mi?” Karar 6/12/2024; A. Hakan. “Tutukluluğun bizdeki anlamına ait notlar” Hürriyet (11/07/2011), s.4. Bülent Tanör, Türkiye’nin İnsan Hakları Sorunu, BDS Yay., 1990, s. 65. Tutuklama kolaylığı ve sıklığının nasıl bir insan hakları sorunu olduğunu Bülent Tanör, 1990’da yazmıştı. Çünkü diyordu “bu şartlarda her zaman, herkesin bir suç belirtisiyle tutuklanması mümkündür.” Anayasa’nın 19. Maddesi “tutuklamayı zorunlu kılan” hallerden bahsetmekte ve Anayasa Mahkemesi burada “zorunlu” kavramının altını çizmekte, tutuklama konusunda savcı ve hâkimlerin “özgürlüklere özen gösterme yükümlülüğü” olduğunu belirtmektedir (11 Ocak 2018, B.No: 2016/16092).

6  Mustafa T. Yücel. https://www.hukukihaber.net/Yargıda-Objektiflik-Tarafsızlık

7 Barış TerkoğluCan Atalay’ın değil Can Gürkan’ın yargısı” Cumhuriyet (27/01/2025): Yargıtay 12.  Ceza Dairesi’nin verdiği ve fakat beğenilmeyen kararı nedeniyle heyetin değiştirilmesi; Sami Selçuk “Ülkemizde duruşmalar ve vicdani kanı ” T 24 (23-25/06/2024): …vicdani kanı, açık ve ilkelerine göre yapılan duruşmada elde edinilen ve ortaya çıkan izlenimlere göre değil, yargıçlar sık sık değişse, hatta Sivas Kırımı davasında olduğu gibi zamanaşımına uğrayacak ve suça bakan ilk yargıçlarını emekli edecek biçimde sürse bile, dosyadaki bilgi ve tutanaklara göre oluşturuluyor; bu kanı, bütün dünya hukukuna inat, yargıçtan yargıca aktarılabiliyordu!? Timur Soykan. “Başsavcının rüşvet çığlığı” Cumhuriyet (13/10/2023); Barış Pehlivan. “Bir mafya üyesi anlatıyor” Cumhuriyet (1/09/2023); Raşit Yıldırım “Karar sürecini iyileştirme” Karar 28/08/2023, M.Y.Yılmaz 12/12/2022  T24 “Adil yargılama yapılabileceğine niye inanamıyoruz?” Rıza Türmen, Bir AİHM Yargıcının Not Defteri, 2022. Şengün Kılıç “Adaletin utanç dönemleri” T24 (2/5/2022). Mehmet Y. Yılmaz. “Savcılar, hâkimlerin amiri olmuş!” T 24 20/02/2025); Mehmet Y. Yılmaz. “Hukukun guguk olduğu bir soruşturma” T 24 (21/02/2025); Abdulkadir Selvi. “) Bu mesaj kime” Hürriyet (21/02/2025), s.11; “Bu raporu Türk bir gazeteci yazsaydı hapse girerdi” Pazar Milliyet (13/09/2009, s.6.

8 Michael Salter. Crime, Justice and Social Media, Routledge,2017.

7 Mahmut Ercan, Osman Can. “Yargı Bağımsızlığı Perspektifinde ‘Sosyal Medya Adaleti’ Socrates Journal of Interdisciplinary Social Studies, 2022, Yıl. 8, Vol. 15. Esra Sayın. Sosyal medya yorumları sağlıklı yargılamayı etkiler mi? TRT Haber (23/09/2022; Emir Kaya. “Sosyal medya mahkemeleri ve Türk yargısı” FikirTuru (15/00/2020). Datareportal (2024). Global Social Media Statistics. https://datareportal.com/social-media-users; Jordan Gruce. Social Media and the Court: Exploring Impacts, Challenges, and Legal Considerations in the Digital Age, Indiana State University, Spring 5-1-2024. High profile legal cases: social media role in modern justice YouTube

8 Elif Çakır. Erdoğan’ın yeni hâkim ve savcılara nasihati… Karar (26/07/2023) Cumhurbaşkanı Erdoğan törende yaptığı konuşmada, Adaletin ölçüsü, sosyal medyadaki tepkiler değil, kanundur, nizamdır, maşeri vicdandır. Yargımızda böyle bir sorun da yok değil, bu tür problemler yaşanmıyor da değil. Özellikle kadına şiddet, kadın cinayeti, tecavüz gibi vakalarda tahliye kararları çıktığında sosyal medyada, kamuoyunda oluşan tepkiler üzerine hakimler yeniden tutuklama, gözaltı gibi kararlar verebiliyor. Yok değil yani bu tarz sorunlar.

9 UNODC. Hâkimlerin Sosyal Medya Kullanmasına İlişkin Bağlayıcı Olmayan Kurallar, Viyana 2019. Ayrıca bkz. HSK. TÜRK YARGI ETİĞİ BİLDİRGESİ KAPSAMINDA SOSYAL MEDYA KULLANIM REHBERİ- GUIDELINES ON THE USE OF SOCIAL MEDIA WITHIN THE SCOPE OF THE DECLARATION OF ETHICS FOR TURKISH JUDICIARY.

10 İngiliz Temyiz Mahkemesi halka açık olarak çalışmakta; tüm duruşmalar filme alınmakta, halka hizmet edildiğinden halkın mahkemenin ne yaptığından haber olması ilkesi benimsenmiş bulunmaktadır.

11 CSI:Crime Scene Investigation (Suç Mahalli Soruşturması).

12 G.Göktürk. “Yargıda Popülizm” Yeni Yüzyıl (13/11/1997), s.3; Y.Karakoyunlu. “Adalet ahlakında Eşber popülizmi…” Sabah (25/10/1997),s.17: “…adalet, gösteri niteliği ile değil, haklı olma vasfı ile önemlidir. Çünkü ahlaki hükümdür. Ancak adil ve haklı disiplin özeninin gösterildiği yerde gerçekleşir.” Adalet Akademisi. Çağdaş Demokrasilerde Yargı ve Medya İlişkileri (Sempozyum-24-25 Mayıs/2010 Ankara); R.Surette. Media, Crime and Criminal Justice: İmages,Realities and Policies. Belmont, CA:Cengage Learning, 2010.

13 Basın tarihimizde bu medyatik linçlerin en iğrencine kumpas davalarında kolluk ve savcılığın sahte belgeler, iğrenç anlaşmalar ve gizli tanıklarla bezendirdiği iddianamelerin ertesi gün manşetlere taşınması ile tanık olundu. Bkz. T.Erim. “Medya ve Kumpas” (1/05/ 2015) https://indigodergisi.com Fetö’cüleri davalarda aklama hikayesi için bkz. B.Pehlivan ve B.Terkoğlu. Metastaz, Kırımızı Kedi, 2019; B.Pehlivan, B. Terkoğlu Metastaz 2: Cendere, Kırmızı Kedi, 2020; Yargısal darbe teşebbüsü, rüşvet, görevi kötüye kullanma, ihaleye fesat karıştırma ve kaçakçılık' gibi suçlamalarının yöneltildiği iş insanı, siyasetçi ve bürokratlar hakkında verilen gözaltı kararları ile başladı1(7-25 Aralık 2013). İşlenen suçlar Yargıtay 16. Ceza Dairesi kararı uyarınca 17 – 25 Aralık süreci   sonrasını kapsamaktadır(!?). Hükümetin ya da mahkemelerin böyle bir af ilan etme hakkı da yok, yetkisi de yoktur. Ayrıca bkz. M.Y. Yılmaz. “Milat meselesi ve yetkisiz af ilanı!(19 Temmuz 2022) T24. T.Atilla. İfşa, Kırmızı Kedi, 2019. Ayrıca Trump (Papaz Brunson, Konsolos görevlisi Mete Cantürk) ve Merkel’in (Deniz Yücel’in tahliyesi) girişimleri ile yargı kılıcının esneyebileceğine 2018-2019 yıllarında tanık olunmuştur. Ayrıca bkz. T.Akyol. “Yargıda zikzaklar” Karar (21/01/2020): “Yargıtay Başkanı Sayın İsmail Rüştü Cirit ‘yargı bu kadar zıkzak yapmamalı’ diyor. “Erdoğan’dan Gezi Çıkışları” 20/02/2020, s.10: Gezi davasının tek tutuklu sanığı Osman Kavala’nın beraat ve tahliye kararından sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘Bir manevrayla beraat ettirmeye kalktılar” ifadesine ve HSK’nın da ağır ceza heyeti hakkında soruşturma izni verdiğine tanık olundu. Osman Kavala’da tahliye edilmeden başka bir suçtan gözaltına alınarak yeniden tutuklandı. Ayrıca bkz. Taha Akyol. “Gerçeğe Aykırı Bilgi” Karar (23/02/2025).

14 M.Y.Yılmaz. “Bir soruşturma neden sızdırılır?” Hürriyet (26/06/2009).

15  B. Russel. “Yargılanışıyla ilgili olarak basında çıkan haberleri okumasına izin verilen hükümlü bir katil, gazetelerden birinde kendisine az yer ayrıldığını görünce alınır. Ve öteki gazetelerde kendisi hakkında ne kadar çok yazı bulursa sevinir, kısa yazana o kadar çok kızar.” Batı’da Siyasal Düşünceler Tarihi 3 Yeni Çağ (Derleyen M. Tunçay) A.Ü.Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları no.288, s.293. Medyada haberleri verirken iki ayrı kaynaktan kontrol edilmesi ilkesine özen göstermelidir (Yazarın notu). Çarpıcı örnek için Bkz. Y. Özdil. “Basın yayın enformasyon” Hürriyet (24/01/2009) s.14. Ayrıca bkz. T.Atay. Meşruiyet Çağı’nda Kültür ve İnsan, Can Yayınları.

16 A.Phillippe ve A.Ouss.Institute de Politiques Publiques. “The Impact of the Media on Court Decisions” www.ipp.eu Ayrıca bkz. C.Townsend. “Interactions between the media and the criminal justice system” The Western Austrialian, ss.193-231; Attorney General’s Office (Eng.,) The Impact of Social Media on the Administration of Justice, 15/09/2017: İngiltere Başsavcılığının yargı sürecinde sosyal medyanın etkisi konusunda yedi soruluk bir anketle kanıt toplama çağrısıdır. Ayrıca bkz. M.Şen “Hâkimin Tarafsızlığının Sosyal Medya Ortamında Korunması Sorunu” Gazi Üniv.Huk.Fak. Derg.,C.18, S.3-4, 2014, ss. 641-668; Federal Court of Australia. Social Media-Challenges for Lawyers and the Courts (Australian Young Lawyers’s Conference) 20 Ekim 2017. Önemli bir soru, hâkimler sosyal medya platformlarını kullanmalı mıdırlar? Kuşkusuz, adli rol, toplumdaki öteki geleneksel roller gibi statik kalamaz ise de çağımızın yeni iletişim normlarına uyum sürecinde hâkimler, kendileri ve ailelerinin güvenliği yanında yargının onurunu da korumak üzere özenle bir biçimde yeni anlayış ve davranışlar geliştirmek ihtiyacındadırlar.  Kişi hâkim olurken belli yeni sorumluluklar ile davranışlarına özgü etik yükümlülük ve sınırlamaları kabullenmektedir. Bir hâkimin sosyal medya kullanması onun toplumdaki yeri, onun hakkında ve kurum olarak yargı üzerine toplumsal algılamada önemli etkileme potansiyeline sahiptir. İşte bu nedenle, hâkimlerin sosyal medya kullanmasına ait rehber ilkeler sağlanmalıdır (Yazarın notudur).

17 Ayrıca bkz. Justice Leveson. “An Inquiry into the Culture, Practices and Ethics of the Press Report” Crossing Legal Boundaries: The Criminal and Civil Law, Vol II, Nov. 2012, ss.247-268.

8 Ayrıca bkz. temelinde AİHM içtihatları bulunan bir Anayasa Mahkemesi kararı (K.2012 /207). “Polis şefinden özgürlük özrü” Hürriyet, 27/09/2014, s.9: 9/08/2014 günü ABD Missouri eyaleti, Ferguson kentinde 19 yaşında siyahi bir gencin polis tarafından öldürülmesi üzerine 16 gün süren sokak protestoları sonrası polis şefi protestocular ile ölen gencin ailesinden özür diledi: “Polisler insanların barışçıl toplanma hakkını korumak için buradalar.  Bu hakkı barışçıl bir şekilde kullanmak isteyen birileri üzgün veya kızgın ise kendimi bundan sorumlu hissediyorum ve özür diliyorum. Aile içinde, “Çocuğunu kaybetmeyen duygularınızı anlayamaz. Çocuğunuzu kaybetmiş olmanızdan dolayı çok özür diliyorum.”

10 Ulvi Saran. “Vaziyete göre hukuk: 5816 kapsamındaki suç tutuklamayı gerektirir mi?” Karar 6/12/2024; A. Hakan. “Tutukluluğun bizdeki anlamına ait notlar” Hürriyet (11/07/2011), s.4. Bülent Tanör, Türkiye’nin İnsan Hakları Sorunu, BDS Yay., 1990, s. 65. Tutuklama kolaylığı ve sıklığının nasıl bir insan hakları sorunu olduğunu Bülent Tanör, 1990’da yazmıştı. Çünkü diyordu “bu şartlarda her zaman, herkesin bir suç belirtisiyle tutuklanması mümkündür.” Anayasa’nın 19. Maddesi “tutuklamayı zorunlu kılan” hallerden bahsetmekte ve Anayasa Mahkemesi burada “zorunlu” kavramının altını çizmekte, tutuklama konusunda savcı ve hâkimlerin “özgürlüklere özen gösterme yükümlülüğü” olduğunu belirtmektedir (11 Ocak 2018, B.No: 2016/16092).

11 Barış TerkoğluCan Atalay’ın değil Can Gürkan’ın yargısı” Cumhuriyet (27/01/2025): Yargıtay 12.  Ceza Dairesi’nin verdiği ve fakat beğenilmeyen kararı nedeniyle heyetin değiştirilmesi; Sami Selçuk “Ülkemizde duruşmalar ve vicdani kanı ” T 24 (23-25/06/2024): …vicdani kanı, açık ve ilkelerine göre yapılan duruşmada elde edinilen ve ortaya çıkan izlenimlere göre değil, yargıçlar sık sık değişse, hatta Sivas Kırımı davasında olduğu gibi zamanaşımına uğrayacak ve suça bakan ilk yargıçlarını emekli edecek biçimde sürse bile, dosyadaki bilgi ve tutanaklara göre oluşturuluyor; bu kanı, bütün dünya hukukuna inat, yargıçtan yargıca aktarılabiliyordu!? Timur Soykan. “Başsavcının rüşvet çığlığı” Cumhuryet (13/10/2023); Barış Pehlivan. “Bir mafya üyesi anlatıyor” Cumhuriyet (1/09/2023); Raşit Yıldırım “Karar sürecini iyileştirme” Karar 28/08/2023, M.Y.Yılmaz 12/12/2022  T24 “Adil yargılama yapılabileceğine niye inanamıyoruz?” Rıza Türmen, Bir AİHM Yargıcının Not Defteri, 2022. Şengün Kılıç “Adaletin utanç dönemleri” T24 (2/5/2022)