Need for Speed markası onlarca yıldır hayatımızda olmasına rağmen açık dünyalarla tuhaf ve şaşırtıcı seviyede tutarsız bir ilişkisi var. Örneğin Most Wanted ve Underground 2 gibi ikonik oyunlar tamamen özgür bir açık dünya anlayışını vurgulamasına rağmen, bu fikirden tamamen uzaklaşan The Run gibi oyunlar da var serinin içinde.
Hatta modern oyunlarda bile zaman zaman bu formül çiğnendi. Böylece açık dünya tasarımının Need for Speed için olmazsa olmaz bir özellik olduğu, ama bunun asla garanti edilmediği tuhaf bir noktaya taşındı tüm seri. Yine de Need for Speed’in açık dünyaları, insana heyecan veren türden birer deneyim yaşatıyor. Seride bugüne dek gördüğümüz en iyi haritalar sadece arka plan olmakla kalmıyor, aynı zamanda heyecan arayanlar, drift severler ve yüksek oktanlı kaçışların hastaları için harika birer oyun sahası halini alıyor.
Rockport gibi bazı şehiler, ait oldukları oyunların kendileri kadar efsaneleşmeyi başardı. En az bir akaryakıt istasyonunu havaya uçuran ya da en az bir kere polislerden saklanan hemen hemen her yarışçı, güneşi Rockport’ta batırmanın ne demek olduğunu çok iyi anımsıyor.
12. Rockport ve Palmont (Need for Speed: World)
İki klasik harita ile devasa bir MMO macerası.

Need for Speed Most Wanted ile Carbon’un tek ve büyük bir haritada birleştiğini düşünün. Resmen bir rüya gibi, değil mi? Kâğıt üzerinde Need for Speed: World muazzam bir oyundu. Rockport’un efsanevi otobanları, Palmont’un heyecan verici kanyonları ve yarışmaya doyamayacağınız çevrimiçi bir oyun dünyası.
Ancak günün sonunda bizler olası en iyi NFS deneyimi beklerken, World oyun içi satın alma unsurları ve sürekli çevrimiçi olma zorunluluğu nedeniyle bekleneni veremedi. Dahası her iki haritanın da alametifarikası olan polis kovalamacaları serbest gezintide yoktu. Bu da her iki şehri de unutulmaz kılan gerilim unsurunu oyundan alıyordu.
Oyun yıllar önce resmi olarak kapatıldı, ama özel sunucular hayatta kalmaya devam ediyor. Ama tüm deneyimi yaşamak mümkün olmadığından artık hayalet şehir gibi hissettiriyor. Fark yaratması gereken bir NFS dünyasıysı şüphesiz, ama bunun yerine talihsiz bir deneme, kaçırılmış bir fırsat olarak kaldı.
11. Fairhaven (Need for Speed: Most Wanted 2012)
NFS yorumuyla Burnout Paradise evreni.

Eğer zamanında Most Wanted 2012’yi orijinal oyunun gerçek devamı olacağı düşüncesiyle satın aldıysanız (tıpkı benim gibi), muhtemelen kısa bir şok yaşamışsınızdır. Fairhaven şehri hız ve yıkım için tasarlanmıştı. Bu yönüyle klasik bir Need for Speed’den ziyade Burnout Paradise’a daha çok benziyordu.
Oyunda rampalar, kestirmeler ve yıkılabilir reklam panoları vardı. Ama doğru dürüst bir ilerleme sistemi yoktu. Yeni arabaların kilidini açmak için onları yalnızca bulmanız yetiyordu. Şehir hayatı yeterince çeşitliydi; şehir merkezlerinden geniş otobanlara ve hatta off-road alanlarına kadar gayet renkli bir haritaydı Fairhaven. Yine de bu kadar detaylı tasarıma ve dikey oynanışa verilen öneme rağmen biraz hayatsızdı.
Oyundaki polis kovalamacaları son derece kaotik, ama nereye gitmesi gerektiğini bilenler harita sayesinde en yüksek seviye aranmayı bile kolaylıkla atlatabiliyordu. Fairhaven kötü bir açık dünya değil, yalnızca Most Wanted ile alakası yok. Oyun yeni bir şehir yerine Rockport’u tercih etseydi, muhtemelen bambaşka bir deneyim olurdu.
10. Fortune Valley (Need for Speed: Payback)
Vegas’tan ilham alan otobanlar ve heba edilmiş bir potansiyel.

Fortune Valley açık bir dünyada bulunması gereken tüm nimetlere sahip. Las Vegas ve Nevada çölünden ilham alan harita şehir sokaklarını, sanayi bölgelerini, off-road parkurlarını ve devasa otobanlarını harmoni içinde birbirine bağlıyor. Ama tüm bunlara rağmen cansız ve hayatsız hissettiriyor. Yine.
En büyük sorun, serbest dolaşımda polislerin olmaması. Aynasızlar sadece görevlerde karşınıza çıkıyor. Bu da klasik NFS haritalarını muhteşem kılan tahmin edilemez, gerilim dolu polis kovalamacalarının olmadığı anlamına geliyor. Derelict araçlarıysa hoş bir eklenti.
Fakat dünyanın genelinde bir interaktivite eksikliği göze batıyor. Oyunda hiç yaya yok, serbest dolaşım etkinlikleri yok, ya da organik trafik sürprizleri yaşanmıyor. Payback'in yol tutuş sorunları da sürüş deneyimini sertleştiriyor ve keşif heyecanını sınırlıyor. Bu kadar büyük ve iyi tasarlanmış bir dünya çok daha canlı hissettirmeliydi.
9. Ventura Bay (Need for Speed 2015)
Kasvetli bir sokak yarışı cenneti.

Sokak yarışı estetiğini Ventura Bay kadar hissettirebilen pek fazla Need for Speed haritası yok. Los Angeles’tan ilham alan bu şehir, bol yağmurlu sokakları ve kasvetli atmosferiyle doğrudan Undergroun 2’nin devamı gibi hissetmenizi sağlıyor.
Otobanlar, sanayi bölgeleri ve limanlar yeterli çeşitliliği sağlıyor. Yol tutuş mekanikleriyse modern NFS oyunları içinde en iyilerden biri. Ama bu kadar güzel görünmesine ve hissettirmesine rağmen Ventura Bay’de yapılacak aktiviteler çok sınırlı. Yarışlar tekrara düşüyor, polisler tehdit unsuru olmaktan çok uzak ve sürekli çevrimiçi olma zorunluğu da sürükleyiciliği baltalıyor şüphesiz.
Durdurma yok, tam anlamıyla özgür bir tek oyunculu açık dünya deneyimi yok. Oyunda her şey tekrar tekrar yaşanmaya devam ediyor. Ventura Bay harika bir konsept, ama gerçek bir NFS klasiği olması için daha interaktif yapıda olmalıydı. Eğer Heat’in polis sistemi bu oyunda olsaydı muhtemelen serinin en iyi haritalarından bir tanesi olurdu.
8. Lakeshore City (Need for Speed: Unbound)
Şikago’nun sokak yarışı kültürü, anime tarzıyla buluşuyor.

Bugüne kadar gördüğümüz en stilize açık dünya NFS haritası olan Lakeshore City kentsel çevreleri, kırsal yolları ve sanayi bölgelerini birleştiriyor. İlhamını ise doğrudan Şikago’dan alıyor.
Oyunda dinamik bir gündüz ve gece döngüsü var. Bu döngüye gerçekçi hava durumu efektlerini de kattığınızda şehir son derece canlı hissettiriyor. Yine de oyundaki en büyük değişim görsel tarzda karşımıza çıkıyor. Kutuplaştırıcı bir yaklaşımı olmasına karşın Unbound’un diğerlerinden ayrışmasını sağlıyor. Drift’ler, boost’lar ve polis kovalamacaları farklı animasyonlarla destekleniyor.
Lakeshore şehri mekanik açıdan modern NFS’ler içinde en kusursuzu denilebilir. Yine de Most Wanted ile Undergroun 2’yi bu kadar efsanevi kılan o dokudan yoksun olduğunu söyleyebiliriz. Yine de tek amacı asfaltı ağlatmak olan bir şehirden söz ediyoruz ve çoğumuzun tek ihtiyacı bu.
7. Redview County (Need for Speed: Rivals)
Hız limitsiz otobanlar ve beklenmedik aynasız mücadeleleri.

Rivals’ın en iyi başardığı iş pürüzsüz çok oyunculu entegrasyonu olsa gerek. Redview County bugüne dek AllDrive mekaniğinin yer aldığı ilk NFS dünyası. Bu özellik, tek oyunculu ile çok oyunculu arasında anlık olarak geçiş yapmanıza olanak tanıyor.
Harita otobanlarıyla, dağ geçitleriyle ve kırsal yollarıyla öne çıkıyor. Yani yüksek süratli polis kovalamacaları için biçilmiş kaftan. Dinamik hava durumuysa haritaya sis, yağmur ve fırtına gibi etkiler yaratıyor. Bu da her yarışın biraz daha farklı hissettirmesini sağlıyor.
Rivals’ın sorunuysa tekrara düşmesi. Harita görsel açıdan kusursuz olsa da birbirinden ayrışan bölgelerden yoksun. Bu da sürekli aynı yolları geziyormuşsunuz gibi hissettiriyor. Sağlam bir açık dünyası var oyunun, ama polisler yokken pek de tazı tuzu kalmıyor doğrusu.
6. Seacrest County (Need for Speed: Hot Pursuit 2010)
Sonsuz yollar ve yüksek hızlı kargaşa.

Eğer uzun, sinematik yarışlar size göreyse Seacrest County’ye bayılacaksınız. Kaliforniya’nın sahil şeridinden, çöllerinden ve ormanlarından ilham alan dünya, NFS tarihinin en iyi yüksek sürat rotalarına sahip.
Geniş ve açık otobanlar son sürat yapmanız için adeta sizi çağırıyor. Bol ve sert virajlı dağ geçitleriyse teknik sürüş kabiliyeti istiyor. Hava durumu efektleri, oyunun çıktığı yıllarda zamanının çok ötesindeydi. Sis ve yağmur fırtınaları dinamik olarak varlığını sürdürüyordu haritanın her bir yanında.
2010 yapımı Hot Pursuit’un temel sorunu, tamamen açık bir dünya olmamasıydı. Elbette istediğiniz her yerde sürebiliyordunuz, ama serbest sürüş etkinlikleri ya da keşif unsurları bulunmuyordu oyunda. Tamamen canlı bir dünya değil, polis kovalamacaları için kurgulanmış bir oyun sahası gibiydi. Hot Pursuit konsepti için bu uygun olsa da haritanın potansiyeli bundan çok daha fazlaydı.
5. Palm City (Need for Speed: Heat)
Miami tarzı kaos, NFS tarihinin en iyi polisleri.

Palm City tam da beklediğimiz NFS dünyası gibi hissettiriyor. Miami’den ilham alan şehir kentsel alanlar, kıyı şeridi otobanları, sanayi bölgeleri ve hatta bataklıklarıyla muhteşem bir karışım sunuyordu. Ama bunların da ötesinde, gündüz ve gece döngüsü özellikle takdire şayandı denilebilir.
Gündüz yarışları tamamen yasal, bu sayede oyuncular modifiye için para kazanabiliyor. Ancak gece çöktüğünde Palm City tam bir muharebe sahasına dönüşüyor. Amansız polisler hem riskin, hem de ödülün yüksek olduğu sokak yarışlarıyla beraber heyecanlı drift mücadelelerinde şehrin bambaşka bir yönünü ortaya koyuyor. Polis yapay zekâsı gece saatlerinde seviye atlıyor, sadece gazlayarak kaçmaktan ziyade strateji geliştirmeye zorluyor oyuncuları. Bu anlamda Most Wanted 2012 ile arasında dağlar kadar fark var anlayacağınız.
Hava durumu efektleriyse sürükleyiciliğe farklı bir boyun kazandırıyor. Yağmurdan sırılsıklam olan sokaklar neon aydınlatmaları muhteşem bir şekilde yansıtıyor. Serbest dolaşım aktivitelerinden yoksun olsa da Palm City hem görsel hem de mekanik açıdan serinin en rafine haritalarından bir tanesi. Çıkış sonrası içerik desteğinde aksamalar yaşamasaydı belki de en iyi NFS açık dünyası bile olabilirdi.
4. Palmont City (Need for Speed: Carbon)
Sokak yarışları tarihinin gördüğü en kusursuz savaş sahası.

Palmont City ile beraber Rockport şehrinde gördüğümüz açık dünya formülü bir adım ileri taşınıyor. Kentsel yerleşim alanlarına ek olarak sanayi bölgeleri ve kanyon yolları sokak yarışçılığını bir savaşa dönüştürüyor.
Palmont’u unutulmaz kılan en önemli değil, çete bazlı bölge savaşları. Bu oyunda yarış yapmanın dışında şehrin kontrolü için de mücadele ediyorsunuz. GTA’ya en çok yaklaşan Need for Speed deneyimi Carbon olsa gerek.
Kanyon düelloları takdire şayan. NFS tarihinin en yoğun, en riskli yarışlarından söz ediyorum. Yollar dar, iddia yüksek ve her virajı dönerken uçurumdan yuvarlanma tehlikesiyle karşı karşıyasınız. Şehrin kendisiyse ürkütücü, sessiz bir hissiyata sahip. Muhtemelen oyun tamamen gece oynandığı için.
Bu tercih yeraltı vurgusuna katkı sağlasa da zaman zaman dünyanın boş görünmesine de yol açıyor. Yine de Carbon’un haritası gerilim ve yüksek beceri için tasarlanmış. Bu nedenle her yarış son derece kişisel hissettiriyor. Şehir biraz daha canlı olsaydı çok daha başarılı bir deneyim yaşayabilirdik.
3. Tri-City Bay (Need for Speed: Undercover)
NFS tarihinin en hızlı açık dünyası.

Tri-City Bay şehri yüksek süratli kovalamacalar için tasarlanmış. İlk olarak PlayStation 2 sürümünü oynamıştım, bugün hâlâ PC’de ara sıra oynarım. Devasa otobanlar, uzun köprüler, sanayi limanları ve gökdelenler… Klasik NFS oyunları içinde en büyük haritalardan biri bu.
Dar virajların oyuncuları yavaşlattığı diğer dünyaların aksine Tri-City Bay son sürat gazlamaya teşvik ediyor. Bu sayede serinin en hızlı hissettiren haritalarından biri olmayı başarıyor.
Undercover’daki polis kovalamacaları oldukça sert. Aynasızların emrinde helikopterler, EMP’ler ve peşinizi kilometrelerce bırakmayan agresif bir yapay zekâ var.
Otoyollar hız rekorları kırarak polisten kurtulmak için şahane bir seçimken sanayi bölgeleri ve limanlar da gizli ve bol virajlı kaçışlarda işe yarıyor. Çıktıktan sadece birkaç yıl sonra bile bu oyunu tekrar oynadığınızda ne kadar eskidiğini görebiliyordunuz. Fakat Tri-City Bay tüm ihtişamıyla olduğu yerde duruyor.
2. Bayview (Need for Speed: Underground 2)
NFS açık dünyalarının doğduğu yer.

Tuhaf bir şekilde Bayview bugün bile en iyi Need for Speed açık dünyalarından bir tanesi. Hem de serinin ilk açık dünyası olmasına rağmen. Polis kovalamacalarına ve otoban süratlerine odaklanan sonraki şehirlerin aksine Bayview’da geçerli tek bir kural vardı: Yeraltı sokak yarışı kültürü.
Şehir merkezinin dar sokaklarından geniş sanayi yollarına, dağ tırmanışlarından havaalanının drag pistine kadar Bayview’da her tür aksiyon mevcuttu.
Yine de tüm şehri özel kılan asıl unsur canlı hissetirmesiydi. Neon ışıklarla aydınlatılan sokaklar ile caddeler, modifiye dükkanları ve gizli yarışlar şehrin her yerine yayılmıştı. Bu da oyunda sağlam bir ilerleme hissiyatı olduğunu vurguluyordu. Ana odak noktası elbette yarışmaktı ama diğer yandan saygınlığınızı artırıyor, yeni dükkanlar buluyor ve arabanızı parça parça güçlendiriyordunuz.
Oyunun tek eksiği polislerdi. Yine de Bayview’un polis kovalamacalarına uygun olduğunu düşünmüyorum. Şehir sokak yarışlarının merkezi olmak için tasarlanmış, yani yarışın ortasında tutuklanma riski yok. Modifiyeyi, özgürlüğü ve atmosferi seven oyuncular için kusursuz bir seçim. Bayview, sokak yarışı dünyası için olabilecek en iyi şehir.
1. Rockport City (Need for Speed: Most Wanted)
Need for Speed oyuncuları, bir daha böyle bir şehir görmedi.

Bugüne dek hiçbir NFS haritası Rockport’un başarısını tekrar edemedi. Tepeden tırnağa polis kovalamacaları için tasarlanmış ve kentsel yerleşkelerin, sanayi bölgelerinin, otobanların kusursuz bir karışımını sunuyor. Her bölgenin kendine özgü kaçış rotaları ve kestirmeleri var. Bu da haritaya önemli bir dinamizm kazandırıyor.
Rockport’u efsaneleştiren asıl unsur, sunduğu sürüş keyfi olsa gerek. Hava durumu sistemi oyuna sis ve yağmur kazandırıyor, bu da gerçek bir atmosfer hissi yaratıyor.
Oyundaki Blacklist sistemi şehirle hikâyeyi birbirine bağlıyor, bu sayede her bölge farklı bir savaş sahasına dönüşüyor. Birer oyun sahası gibi hissettiren diğer NFS haritalarının aksine Rockport önemli bir şehir vurgusu yapıyor ve bunu oyuncuya yaşatıyor. Her yarış, her polis kovalamacası ve her kaçış unutulmaz bir yer ediniyor oyuncunun belleğinde.
Sadece iyi bir açık dünya değil. Aynı zamanda Need for Speed’in sahip olduğu en iyi açık dünya. Kovalamacanın heyecanı ile açık dünya yarışların özgürlüğünü yakalıyor. Bununla da kalmayıp stratejiyle kaos arasında mükemmel bir denge kuruyor. Eğer NFS bir daha herhangi bir oyuna Most Wanted adını vermeye kalkarsa, Rockport’a geri dönmeleri şart.