Kanser tedavisinde yerli teknoloji! Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu açıkladı:

(Fotoğraf: AA)(Fotoğraf: AA)

HASTANELERLE ENTEGRE AİLE HEKİMLERİ
Aile hekimlerini hastanelerle de entegre hale getirildiğini anlatan Bakan Memişoğlu, "Yani bu 3 bin 500 nüfuslu aile hekimi, diyelim bir hastasında hastaneye gitme ihtiyacı duyuldu, bütün hastanelerden yüzde 10 kontenjanı aile hekimlerine ayırdık. Aile hekimi kendi nüfusundaki kişiye ilgili hastanelerden ilgili branşlarda kendisi randevu alabiliyor. 1,5 milyona yakın insan, bu şekilde şu anda randevu alıp hastalıkları için tedavi alıyor. Bu neyi sağlıyor, yanlış branşa başvuru veya gereksiz yere hastaneye gidişi engellemiş oluyoruz. Aile hekimiyle hastanelerdeki hekimin de birbirleriyle haberleşmesini sağlıyoruz artık. Böylece aile hekiminiz aynı zamanda hastanede yapılacak olan tüm uygulamaları vesaire hepsini takip edebilir. Biz vatandaşlarımızın aile hekimliğini bu şekilde daha etkin, hastaneye gitmeden, acile gitmeden problemlerini çözecek kapı olarak görmesini istiyoruz. Tedavi değil koruyuculuğu da önceleyecek aile hekimlerimiz" dedi.

HEKİM GEREKLİ GÖRÜRSE RANDEVU OLUŞTURACAK
Bakan Memişoğlu, vatandaşa yönelik talebini ifade ederek, şöyle konuştu: "Ayrıca şunu da istiyorum vatandaşlarımızdan, herkes hekimine güvensin. Hekimler insanların sağlıklı kalması ya da hastalandığı zaman tedavi edilmesi için yıllarca eğitim almış, adanmış insanlar. Biz sadece meslek yapmıyoruz, manevi bir tarafı da olan bir iş bu. O yüzden hekim ne derse onu yapmak durumundayız. Yıllarca bunun eğitimini almış, bedeninizi tanıyan bir hekimden bahsediyoruz. Vatandaşın aile hekimine gidip, 'Bu ilacı, bu filmi yaz' Ya da 'Beni hastaneye sevk et' demesini istemiyoruz. Vatandaşlarımız kendi aile hekimine derdini söylesin, ne yapılması gerektiğine hekim karar versin. Aile hekimi uygun görürse onu ikinci veya üçüncü basamak kurumlara sevk edecek. 'Ben randevu alamadım, siz benim için randevu alın' diye aile hekimlerine baskı yapılmasını istemiyorum. Aile hekiminin gerekli değilse bu randevuyu vermesini de istemiyoruz. Gerçekten hastanın hastaneye gitmeye ihtiyacı varsa, hekim buna lüzum görüyorsa randevu alsın istiyoruz. Ya da ilaç yazılacak, aile hekimi bunu istemezse baskı kurulmasın istiyoruz. Bugün siz gereksiz antibiyotik kullandığınız zaman hem mikropların direnci artıyor, hastalıkları tedavi etme oranımız azalıyor. Hem böbreğimiz, karaciğerimiz, vücudun her yerine zarar verebilecek risk yaratabiliyor gereksiz antibiyotik kullanımı. Hepinizin buzdolabında ya da sağında solunda fazla fazla ilaçlar var, yarısını kullanıyoruz yarısını kullanmıyoruz. Ya da gereksiz kullanıyoruz. Onun için toplumumuzdan kendi aile hekimi ya da muayene olduğu hekim gerçekten ilacı uygun görüyorsa ilaç kullanmasını talep ediyorum. Sonuçta bu işin bilimini, ilmini yapan kişiler hekimler. İnsana faydasını da zararını da bilen kişiler hekimler. Yoksa komşu söylemiş vesaire ilaç kullanmak doğru değil."

85 YAŞ ÜSTÜNE EVDE İLAÇ RAPORU
Bakan Memişoğlu, 85 yaş üzeri kişilerin kronik hastalıkları için ilaçlarını alabilmesi amacıyla hastanelere gitmeden rapor alabilme şansı veren yeni uygulama ile ilgili olarak şunları söyledi: "Yaşlılarımız ilaçlarını alabilmek için hastanelerde rapor almaya uğraşıyorlardı. Büyük bir risk ve kendileri açısından da çok zahmetli bir iş. Bu yaş grubundaki vatandaşlarımıza, büyüklerimize raporlarını direkt oldukları yerden yazdırmak istiyoruz. Şöyle bir şey de yapacağız çok yakın zamanda. Onun da çalışmasını yapıyoruz. İlaç raporlarının süresi dolmaya yakın biz diyeceğiz ki sizin ilaç raporunuz bitiyor, raporunuzu yenilemeye geldik. Evde sağlık ile yaşlı hastalarımız artık hastaneye gitmeden raporlarını alabiliyorlar."

ACİL FİLOLARI İLE KIŞ KOŞULLARINDA DA MESAİ SÜRÜYOR

Türkiye'nin inanılmaz bir altyapı, sağlık hizmeti kapasitesi ve insan gücüne sahip olduğunu kaydeden Bakan Memişoğlu, acil hizmetler hakkında da şu bilgileri verdi: "2008'de ilk helikopterlerimiz, 2010'dan itibaren de bütün ambulans uçaklarımızla hastalarımızı taşımak için çalışıyoruz. Türkiye'de şu an 5 bin 613 tane kara ambulansımız, 513 tane kar paletli ambulanslarımız, helikopterimiz uçak ambulanslarımız hepsi hastalarımızın hizmetinde. Kentsel bölgelerde ambulansın vakaya ulaşma süresi yüzde 90 oranında 10 dakikanın altında. Kırsalda ise bu süre 30 dakikanın altında. Bu, dünya standartlarının çok çok üstünde bir durum. Şu anda çoğu ülkede hastalar saatlerce ambulans bekleyebiliyor. Acil hizmetlerinde çalışan 50 bin çalışanıma minnetlerimi ve şükranımı sunuyorum. UMKE olsun, acil hizmetleri olsun çok önemli görevler yaptılar, yapmaya da devam ediyorlar. Türkiye, şu anda deniz, hava, kara, özellikli ambulanslarımız (yani obezite ambulansı, yeni doğan ambulansları gibi) ile motorize ambulanslarımız sayesinde insanlarımıza bu hizmetleri sunuyoruz"

AMBULANSLARA RENK AYARI
Bakan Memişoğlu, açıklamasında ayrıca, "İki şey ifade etmek istiyorum, buna da özellikle vatandaşlarımızın hassasiyet göstermesinde fayda var. Birincisi gereksiz yere 112'nin aranmasını istemiyoruz. Bu, diğer insanlara haksızlık oluyor. İkincisi de ambulanslarımız için trafikte fermuar yöntemi kullanılarak yollarda geçiş verilmeli. Öte yandan ambulanslarla ilgili yeni bir mevzuat değişikliği de yaptık. 112 ambulansları yani kırmızı ambulanslarla, kronik hastaların nakillerini yapacak ambulanslar artık renk olarak ayırt edilecek şekilde farklılaşacak. Bu yılın sonuna kadar adaptasyon ya da uyum süreci verdik. Nakil ambulansların renklerini griye döndüreceğiz. Böylece içindeki gerçek acil hastaysa ancak çakarını ya da sirenini çalıştıracak. Ayrıca ambulansların kurumsal olmasını sağlıyoruz. Kişisel ambulansların olmasını istemediğimiz için böyle bir mevzuat yaptık. Onu da 2025 sonuna kadar adaptasyon süresi var. 2026'nın başından itibaren artık 112 ambulanslarıyla kronik hastanın naklini yapan ambulansların rengi ayrılacak. Ayrıca bütün ambulansları elektronik sistemlerle donattık ve içi de dahil yönetebilir hale geliyoruz. Bunu zorunlu hale getiriyoruz. Yani ambulansın içinde hangi hasta var, nereye gidiyor, hastanın durumu nasıl, komuta merkezinin bilgilenebileceği şekilde anlık olarak yönetebilir hale gelecek. Ambulansın içindeki hastanın durumu da dahil nereye gideceğini vesaire aynı zamanda emniyetle bağlantılı olarak da takip ettireceğiz" diye konuştu.

Kışın zor koşullarda çalışan özellikle kırsaldaki acil ekiplerine de değinen Bakan Memişoğlu, "Karda paletli ambulanslarla gidiyorlar. Havada her türlü hizmeti veriyorlar. Gerçekten genç çocuklar, müthiş derecede heyecanlılar. İnsanlara kendi hayatlarını riske atarak hizmet veriyorlar. Kendi çorabını, ceketini çıkartıp hastaya veren sağlık çalışanlarımız var. Sağlık çalışanlarının bu kadar özverili olduğu bir ülkede yaşıyoruz."

SİSTEMİN TAMAMI BÖYLEYMİŞ GİBİ ALGILANMASI ÜZÜCÜ
Açıklamasında 'Yenidoğan Çetesi'ne de değinen Bakan Memişoğlu, şunları söyledi: "Bizim için bebeklerimiz ve insanlarımız her birinin canı çok değerli. Üzücü bir olay, çünkü sağlıkçılar genelde hayatlarını insanların iyiliğine, onları yaşatmaya adamış iyi insanlar. Biz her şeyin iyi tarafındayız. Biz insanlara faydalı ya da dertlerine derman olmak için yetiştirildik. Çok manevi bir meslek bu. Bu olay özveriyle çalışan 1,5 milyon sağlık profesyoneline haksızlık aslında. Bebeklerimizin hayatları her şeye bedel. Ama şöyle bir şey de var, artık kendi çürüklerini ayıklayabilen bir sistem var Türkiye'de. Bunu toplumun bilmesini istiyorum. Denetlemeler yaptık raporlar verildi ama normale aykırı çeteleşmiş bir yapıyı dahi bizim de katkımızla ilk başta, sonra adliye ve emniyetin çalışmalarıyla bertaraf edebildik. Bugün adli yargılamalara geçildi ve tabii ki her şeyi açığa çıkaracak bir süreç yaşanıyor. İnşallah gerekli cezaları da alacaklardır. Daha iyi denetleme mekanizmaları da yok olacak. Her türlü süreci yönetmeye çalışıyoruz. Bilimsel kurullar oluşturuyoruz yeniden. Özel hastaneler mevzuatını değiştirip daha kontrol edilebilir ve denetlenebilir hale getiriyoruz. Doğruların haricinde çok fazla dezenformasyon da yapılıyor. Sağlık sisteminin sanki tamamı bu şekildeymiş gibi bir imaj uyandırılmaya çalışıyor. Ya da sağlık çalışanlarına olan güveni tamamen yok edecek söylemlerde bulunuluyor. Asıl bu bizi üzüyor. Çünkü, Türkiye gerçekten sağlık sistemindekilerin ne kadar özverili çalıştığını herkesin bildiği bir sağlık altyapısına sahip. Bugün dünyanın her ülkesinden ülkemize gelinip sağlık hizmeti alınıyor. Örneğin Avrupa'da insanlar hekime ulaşmak için 1 yıl 2 yıl bekliyor. Bizim sağlık sistemimizin bu kadar iyi olduğu bir dönemde, sanki her yer çok kötüymüş gibi bir algı yaratan söylemler üzücü. Bu olay bir istisna. Geçen yıl nisanda zaten gerekli baskınlar yapılarak çete çökertildi. Eylül ayında da çete bilgisayarları, telefonları ve benzeri oradaki belgelerden sonra ölümle illiyet kurularak adli sürece devam edildi."

(Fotoğraf: AA)(Fotoğraf: AA)

DUMANSIZ HAVA SAHASI İÇİN ÇAPRAZ DENETİM
Dumansız hava sahası konusunda yeni uygulamalara başlanacağının işaretini de veren Bakan Memişoğlu, 'çapraz denetim' uygulaması hakkında şu bilgileri verdi: "Sadece koruyucu sağlık hizmetleriyle değil kişinin de kendisini koruyarak sağlıklı kalmaya çalışması gerekiyor. Bunun da ceza ya da yasakla olması taraftarı değilim aslında. Ama tabii ki denetimler yapılıp gerekli cezaların da verilmesi gerekiyor. Türkiye'de 100 kişinin 34,8'i sigara kullanıyor, çok büyük bir rakam. Erkeklerde bu oran yüzde 45'e ulaşıyor. Yani her iki erkekten biri sigara kullanıyor. Kadınların üçte biri sigara içiyor. Sigara içme kurallarına uymayanlara da çapraz dediğimiz bir ili başka bir ilden denetleyerek hem sigara içme kurallarına aykırı hareket eden esnafı ya da kişileri biraz caydıralım istiyoruz. Toplum olarak yeniden dumansız hava sahasını ön plana çıkarmamız lazım. Bir yerde oturup içtiğinizde başkasına da zarar veriyorsunuz. Onun da hakkına giriyorsunuz. Birbirini tanımayan kişiler birbirlerini denetleyebilsin diye örneğin İstanbul'dan gidip Samsun'dan gidip Hakkari'yi denetliyor, İstanbul'dan gidip Sakarya'yı denetliyor gibi. Toplumda başka bir problem daha var, bunlardan en önemlisi kilo, obezite. Türk toplumunun yüzde 62'si kilolu, yüzde 25'i aşırı kilolu. Kalbiniz daha büyük bir alana hizmet etmek durumunda kalıyor, ayak bileğimiz, dizleriniz, eklemleriniz, daha fazla baskı altında kalıyor. Böbreğiniz daha çok çalışmak, karaciğeriniz daha çok yağ yakmak, bağırsaklar daha çok çalışmak zorunda. Her şeyinizi israf ediyorsunuz yani. Uyku kaliteniz bile düşüyor. Kilo vermenin iki tane basit yolu var. Bir, hareket edeceksiniz, iki, midenizi tam doldurmayacaksınız. Buradan şunu istiyorum, ramazan da geldi; 1 ay boyunca lütfen iftarda suyunuzu, çorbanızı için, bir 15 dakika ara verin, aşırı yemenize gerek yok, enerjinizi giderecek kadar yemelisiniz. Gece 12.00'ye doğru hafif bir şeyler bir daha yiyin."

ÇOCUKLARDA OBEZİTE UYARISI
Çocuklar arasındaki obezite yaygınlığına da değinen Bakan Memişoğlu özellikle Covid-19 sonrası evde oturma alışkanlığı da artınca mahalle kültürünün de azaldığını ve özellikle şehirleşmeyle çocuklarda da kilo probleminin arttığını söyledi. Bakan Memişoğlu, sözlerinin devamında şunları söyledi: "Çocukluk çağında kilo aldığınızda kalıcı hale geliyor ve ergenlik çağında azaltmak zorlaşıyor. Çocukları eğitmemiz lazım. Yeni bir program başlatıyoruz, daha önce İstanbul'da yapmıştık bunu. 'Sağlıklı çocuk sağlıklı gelecek' diye. Çocuklar sağlıkçılarla genelde ancak hastanelerde, hasta olduklarında karşılaşıyorlar. Şimdi biz onların yanına gidiyoruz. Her bir çocuğumuza buradan sesleniyorum, her biri aslında bizim sağlık elçimiz. Eğer annesi babası sigara içiyorsa lütfen onlara desin ki ben istemiyorum sigara içmeni. Ya da yanlış besleniyorlarsa, kiloları varsa uyarsın. Biz çocukları sağlık elçilerimiz olarak görüyoruz. Kendileri de abur cubur yemeyecekler ama. Her sabah dişlerini fırçalayacaklar, ellerini yıkayacaklar. Bilgisayarı kendileri istedikleri zaman kullansınlar ama bunu kontrol ederek kullansınlar. Sağlıkta Türkiye Yüzyılı olacaksak, önce çocuklarımızın sağlık konusundaki bilincini artırmalıyız."

'TÜRKİYE'NİN SAĞLIKÇILARI DÜNYAYA ÖRNEK'

14 Mart öncesi meslektaşlarına da önemli mesajlar veren Bakan Memişoğlu, sözlerini şöyle noktaladı: "Biz hekimler gerçekten toplumun iyiliği için uğraşan, onların derdine derman olmaya çalışan insanlarız. Bunu sadece meslek olarak görmeyip adanmışlık olarak yapıyoruz. Bizler iyi insanlarız, değerli insanlarız ve değerli olan hekimlerin gerçekten bu özverisinden dolayı, onların bir ferdi olarak, bu koltuğa oturup da sağlığı ve iyilik tarafında olan bir mesleği yapan birisi olarak söylüyorum, onlarla gurur duyuyorum. Mustafa Kemal Atatürk'ün dediği gibi, hekimlerimiz gerçekten dünyanın en güvenilir, en iyi hekimleri. Sağlık çalışanlarımız da öyle. Türkiye'nin sağlıkçıları, dünyaya örnek. Bugün tam olarak onlara sahip çıkmamız gerekiyor. Bizler hekim olarak değerli olmak istiyoruz sadece. Değerli hissetmek istiyoruz. Sağlıkla şiddet olayları oluyor, insan anlayamıyor. Toplumun hekimlerine sahip çıkması lazım. Bütün meslektaşlarımın '14 Mart Tıp Bayramı'nı şimdiden kutluyorum. 14 Mart sadece Türkiye'de kutlanan bir bayram. Kurtuluş Savaşı'nda düşmana karşı direnişi başlatan kişiler hekimler. Biz hekimlerle sağlık çalışanları olarak bu toplumun temel taşlarıyız. Ben onlar adına bu koltukta oturuyorum. Sonuçta onlar hastalara hizmet ediyor, biz onlara hizmet ediyoruz. Daha iyi olmaya çalışacağız. Onların her zaman bize tabii ki eleştirileri, uyarıları olacaktır. Çünkü onlar hizmet sunuyorlar. Yanlışları da bize söyleyecekler ve biz de bu makamda oturan insanlar olarak bunu düzeltmek için uğraşacağız."