Yayınlanma:
Dün takvimler 14 Mart’ı gösteriyordu.
Her yıl tıp camiası bu günü törenle Tıp Bayramı kutlar. (Bir de ‘Doktorlar Günü’ var, 1 Temmuz’da kutlanır ama kamuoyu pek duymaz.)
Peki Tıp Bayramı neden 14 Martlarda kutlanır?
İki gerekçe var:
1) İlk modern tıp eğitiminin yapılacağı Tıbhane-i Âmire 1827 yılında Sultan II. Mahmud tarafından o gün açıldığı için.
2) 14 Mart 1919 tarihinde Tıbbiyeli Hikmet ve arkadaşları yani Tıp Fakültesi öğrencileri tarafından işgali protesto etmek maksadıyla Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane'nin saat kuleleri arasına bir Türk bayrağı çekildiği için.
Aslında ikinci gerekçe başlı başına Tıp Bayramı kutlamasına kaynaklık etmiş değil. Tıbhane-i Amire’nin açılış yıldönümü olan 14 Mart günü şimdi adı İstanbul Üniversitesi yapılmış olan Osmanlı Darülfünununda düzenlenen kutlamanın bir parçası olduğu anlaşılıyor bu eylemin. Dolayısıyla bayram oluşunun sebebi değil, ilk bayramın bir hatırası olarak değerli.
Halen kutlanmakta olan Tıp Bayramına kaynaklık eden asıl olay ise bundan 198 yıl önce Vezneciler’deki konakta Padişahın huzurunda cereyan eden açılış törenidir.
Burada önemli olan nokta, her iki olayın da Osmanlı Devleti zamanında cereyan etmiş olmasıdır.
Biri bundan 198, diğeri 106 yıl önce vuku bulmuş iki olay. Bugün Cumhuriyet 102 yaşının içinde olduğuna göre neticede her iki olay da Osmanlı zamanının birer başarısı olarak kayıtlara geçmelidir.
Halbuki Kemalist zihniyetin temel iddiası, 29 Ekim 1923 günü ‘yepyeni’ yani sıfırdan (ex nihilo) bir devlet kurdukları değil miydi?
Peki bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu? Hem sıfırdan kurulduk de, hem de kutladığın bayramın yaşı devletin yaşından büyük olsun!
Öte yandan pek az bilinen bir nokta da, Tıp Bayramlarının Gazi Mustafa Kemal zamanında bir süre 12 Mayıs tarihlerinde kutlanmış olmasıdır.
Şu soruyu sormak zorundayız:
Gazi Tıp Bayramını neden 12 Mayıs’ta kutlatmıştı? Daha önemlisi, 12 Mayıs’ta bayram yapılacak hangi olay vuku bulmuştu?
Burada da yaman bir “Osmanlı kıskacı” açılacaktır önümüze. Öğrenince muhtemelen siz de “Osmanlı’dan kaçılmaz, zira izimizi kaybettirdiğimizi zannettiğimiz ilk köşe başında karşımıza bir hayalet gibi çıkıveriyor” diyeceksinizdir.
14 Mayıs 1400 Osmanlı’nın dördüncü padişahı Yıldırım Bayezid’in Bursa’da inşa ettirdiği ilk Osmanlı Darüşşifasının vakfiyesine düşülen tarihtir. Bursa’daki hastanede hem tıp eğitimi verildiği hem de hastaların tedavi edildiğine dair arşiv belgeleri ortaya çıkınca 14 Mart Tıp Bayramı olmaktan çıkarılmış ve yine bir Osmanlı kurumu olan Yıldırım Darüşşifasının kuruluş tarihi esas alınmış ve bir süre Tıp Bayramı 12 Mayıs günlerinde kutlanmıştır.
İşte 1931 yılında kutlanan bayramdan bir enstantane:
“Mayıs’ın on ikinci günü bundan beş asır evvel Bursa'da Darulkelp (Daruşşifa olacak-MA) namile açılan medrese ve hastanenin küşat gününe tesadüf etmektedir. Bugünde tıp tarihlerinden bahsolunmakta ve bayram yapılmaktadır. Bu münasebetle dün Tıp Fakültesi konferans salonunda bütün Darülfünun müderris ve muallimleri ve Darülfünun talebelerinin iştirakiyle tezahürat yapılmıştır. Merasime bahriye bandosu tarafından çalınan İstiklal marşı ile başlanmış ve marşın hitamından sonra Tıp Fakültesi reisi Tevfik Recep Bey tarafından bir hitabe irat edilerek müteaddit defalar alkışlanmıştır.” (Cumhuriyet, 13 Mayıs 1931)
Gazete taramalarından anladığımız kadarıyla 1930’ların ortalarına kadar 12 Mayıs olan kutlama tarihi bir tereddüt devresinden sonra 14 Mart’a dönmüştür. Lakin bu önemli günde unutulmaması gereken en önemli iki şahsiyet, Tıbhane-i Âmire’nin kurulması için hayatî adımları atmış olan Hekimbaşı Mustafa Behcet Efendi ile onun önerisini icraata dönüştüren Sultan II. Mahmud’dur.
Tıbbiyeli Hikmet kadar olsun kendilerinden söz edilmemesi ise bizim ayıbımızdır.