“Sanayinin dönüşümü için stratejik adımlar atılmalı”

Türkiye’nin yüksek teknolojili üretim ve ihracat potansiyelinin gerçekleşmesine katkı sağlamak amacıyla hazırlanan “Rekabetin Yeni Dinamiği: Sanayide Teknolojik Dönüşüm” raporu, sanayideki dönüşüm süreci ve geleceği üzerine önemli bulguları ortaya koydu. Raporun tanıtım toplantısında, küresel rekabetin değişen dinamikleri, Türkiye'nin sanayi dönüşümündeki fırsatlar ve zorluklar ele alınırken, sanayinin sürdürülebilir büyümesi için atılması gereken stratejik adımlar vurgulandı.

TÜSİAD tarafından Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) iş birliğinde hazırlanan “Rekabetin Yeni Dinamiği: Sanayide Teknolojik Dönüşüm” başlıklı rapor kamuoyuna sunuldu.

TEPAV ve TÜSİAD’dan sanayi dönüşümüne teknolojik bakış

Özel sektör temsilcilerinin katılımıyla gerçekleşen raporun tanıtım toplantısında açılış konuşmasını, TÜSİAD Yönetim Kurulu Üyesi ve Sanayi Politikaları ve Yatırım Ortamı Yuvarlak Masası Başkanı Dr. Fatih Kemal Ebiçlioğlu yaptı. Raporun, sanayinin yüksek teknoloji ihracatını artırma potansiyeline, gelişme alanlarına odaklandığı belirten Ebiçlioğlu, şunları söyledi:

“Raporumuz önümüzdeki dönemde Türk sanayinin rekabetçiliğini tartışabileceğimiz bir baz ortaya koyuyor. Sanayi politikalarımızı küresel ekonominin dinamikleri ekseninde kurgulamanın önemini biliyoruz. Ülkemizi yüksek teknolojili üretim ve katma değeri yüksek ihracatta potansiyelini yansıtan seviyeye taşıyacak bütüncül sanayi dönüşümü için kamu, özel sektör ve akademi olarak hep birlikte ve güçlü bir sinerji ile yatırım yapmalıyız.”

“Yeni teknolojilere odaklanan hızlandırıcı adımlar atılması gerekiyor”

Etkinlikte raporun sunumunu yapan TEPAV İnovasyon Çalışmaları Program Direktörü Selin Arslanhan, teknoloji yarışının derinleştiğini ve artan belirsizlikler, jeoekonomik ayrışma, iklim değişikliği gibi faktörlerle bu yarışın daha da karmaşık hale geldiğini söyledi. Arslanhan, AB’nin, Çin ve ABD karşısında teknoloji odaklı sanayi politikasına geri dönmek istediğini ve Avrupa Yeşil Mutabakatı'nın bu politikanın temelini oluşturduğunu vurguladı.

Türkiye’nin son 30 yılda küresel değer zincirlerinin önemli bir parçası haline gelmesine rağmen yüksek teknolojili ihracat payının artmadığını belirten Arslanhan, bu dönüşüm için işlevsel bir ekosistem ve yeni teknolojilere odaklanan hızlandırıcı adımlar gerektiğine dikkat çekti. Arslanhan ayrıca, Türkiye ile AB arasındaki iş birliğinin teknoloji odaklı bir yaklaşımla derinleştirilmesi gerektiğini ve Türkiye'nin, kendi koşullarına uygun sanayi politikası için teknoloji ve mekan odaklı akıllı uzmanlaşma yaklaşımını benimsemesi gerektiğini kaydetti.

İyileştirilmesi gereken üç temel alan

Son 30 yılda küresel pazarlardaki rekabet gücü artan Türkiye’nin ihracat sepeti ve pazar çeşitliliği en yüksek ülkelerden biri haline geldiği ve küresel değer zincirlerinin önemli bir parçası olduğu vurgulanan raporda, öte yandan Türkiye’de yüksek teknolojili ihracat, yeni teknolojilerle dönüşüm ve inovasyon için iyileştirilmesi ihtiyacı olan üç temel alan mercek altına alınıyor:

Sanayinin yeni teknolojilerle dönüşümü ve teknoloji ekosisteminin yüksek teknolojili ihracata doğru işlevselleştirilmesi,

Firmalar arasındaki verimlilik farkları,

Sanayi ve teknoloji ekosisteminin büyük ölçüde Marmara Bölgesi’nde yoğunlaşmış olması.

Rapordaki, Türk sanayisinin yüksek teknolojili ihracat ve yeni teknolojilerle dönüşümü için yer verilen hızlandırıcı adımlar ve politika önerileri ise şöyle:

Mevcut teknolojilerin uygulanması ve başta yüksek ve orta-yüksek teknolojili sektörler olmak üzere değer zincirlerinde yaygınlaştırılması: Akıllı uzmanlaşma çerçevesinde odak alanların belirlenmesi ve bu alanları destekleyecek teşvik sistemleri; kamu-özel sektör diyaloğuna dayanan YOİKK gündeminin sanayi politikası odağıyla tasarlanması

Yeni teknolojilerin transferi ve ölçeklendirilmesi: Teknoloji arayüzü mekanizmalarını aktifleştirecek ekosistem öncüsü olarak teknoloji think tank’leri kurulması

Yüksek teknolojili ihracatın sürdürülebilir kılınması için yeni teknoloji geliştirme ve inovasyon ekosistemi: Odak araştırma alanlarında uzun vadeli desteklerin sağlanacağı odaklı Ar-Ge programlarının ve fonlarının oluşturulması.

“Küreselleşme gelişmiş ülkeleri de etkiliyor”

Rapor sunumunun ardından, TEPAV Kurucu Direktörü Prof. Dr. Güven Sak ve TÜSİAD Yönetim Kurulu Üyesi ve Sanayi Politikaları ve Yatırım Ortamı Yuvarlak Masası Başkanı Dr. Fatih Kemal Ebiçlioğlu’nun gerçekleştirdiği ikili sohbet oturumunda küresel dinamikler, sanayi ve teknoloji ekosistemi, Ar-Ge ve yenilikçilik için yetkin insan kaynağı konuları ele alındı.

Küreselleşmenin etkilerinin uzun yıllardır daha çok az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler üzerinden değerlendirildiğini, fakat günümüzde yaşanan gelişmelerin küreselleşmenin gelişmiş ülkeler üzerindeki etkilerini de gözler önüne serdiğini belirten Sak, bu süreçte, Çin’in ABD’nin değer zincirine eklemlendiğini, Türkiye’nin ise AB’nin değer zincirine entegre olduğunu söyledi.

“Almanya ve Türkiye’nin benzer sorunları var”

Bu entegrasyonların ekonomik ve politik dinamiklerinin farklılık gösterdiğini vurgulayan Güven Sak, hem Almanya hem de Türkiye’nin geleneksel sektörlerinin dönüşüme yeterince uyum sağlayamaması gibi zorluklarla karşı karşıya kaldığını, bu noktada, farklı ülkelerin yaklaşımlarının örnek teşkil edebileceğine dikkat çekti. Güney Kore ve Vietnam modellerini örnek veren Sak, Vietnam’ın, yabancı yatırımlara geniş imkanlar sunarak küresel rekabette avantaj sağlarken, Türkiye’nin AB ile Gümrük Birliği Anlaşması sebebiyle bu kadar esnek bir model izleyemediğini ifade etti.

“Beşeri sermayemiz yeterli kapasiteye sahip”

Bütün bu süreçlerde kamunun ve özel sektörün insan kaynağının kritik bir rol oynadığını vurgulayan Sak, “Türkiye, insan kaynağı açısından yeterli kapasiteye sahip fakat iklim değişikliği politikalarının başarılı olabilmesi için yüksek düzeyde koordinasyon gerekiyor. Bu nedenle, küresel değer zincirlerine entegre olma süreçleri, ekonomik dönüşüm ve iklim politikaları arasındaki dengeyi sağlamak giderek daha büyük bir stratejik öncelik haline geldi” dedi.